Ama ondan izinsiz yapamam bunu...

Bir ikincisi, kamu hastanesinde çalışıyor. Üstelik çok yoğun bir bölümünün Prof. Dr.'u... Nice hekimler, bu kadar üst mertebeye ulaşmadan, oldukları mütevazı konumu terk edip kendilerini daha iyi koşullarda finanse eden diğer yerlere geçiyorlar...

Ayrıca hemşerim. Bu daha da zor. Çünkü sayfamdaki tüm hemşerilerim oraya akabilir, hocamızın iş yükü artar... Bu da ikinci ve en yüklü boyut.  Zaman ayıramazsa bir dert, ayırmak istese iki dert.

Bana ayırdı. Çünkü ben meslektenim ve mesleğimizin deontolojik-etik kuralları da var.

Buraya kadar etiket tanıtım...

Şimdi duygusala geçelim.

Hocamla ilgili bir bilgiyi çok önceden biliyordum tabii. Ama bizim okulumuzun afiliye olduğu hastanede tetkikler, görüntülemeler, muayeneler kolaydı... Ya yüzde 50 indirim uygulanırdı ya da dostsanız hocalarla sıfırdı.

Fakat hastanemizden ayrılmak zorunda kaldık. Satıldı. Çünkü ünlü, namlı bir özel hastaneler grubuyla afiliye olduk. Şartlar bize uymuyordu... Personelle, yani üniversite çalışanlarıyla ilgili yararlı bir durum gözetilmemişti. Tabii ki mağdur olduk. Bizler, emekli üniversite çalışanlarına az maaş ödüyorlar. Her yerde olduğu gibi.

Böyle bir sıkıntımız var, maalesef...

Bu arada, “Vatandaş ne yapsın?” diyeceksiniz. Haklısınız!

En azından onlar kendilerine bir teşhis koyuluncaya kadar rahatlar. Benim kafam öyle mi?

Zaten HAŞİMOTO denilen bir saldırgan eline geçirmiş bizi; vücudumuzdaki organlara saldırarak onları yiyerek bağışıklık sistemimizi çökertiyorlar!

Ben kendim, yani hipotiroidi-Hashimoto olarak tedavi oluyorsun... Bir bakıyorsun, bir süre sonra hipo-hiper oluyor; aldığın tedavi güme gidiyor. Bu sefer ilaçları duraksatıyorsun... Bu arada ilaçların miktarı düşürülüyor Sayın ve sevgili Hocam tarafından.

Böyle kalmıyor ama...

Hormon sistemini incelemeye alıyorsun. Ne kadar ilgili-ilgisiz bilgi varsa okuyorsun. Önceden yapılmış tetkiklere yeniden bakıyorsun.

“Güneşten kolum fazla esmerleşmiş, boynumda da hafif koyu bir leke var.” diyorsun. Bu sefer kitaptaki bilgileri sil baştan yapıyorsun:

“Acaba Addison hastalığına mı yakalandım?” diyorsun.

Sodyum ve potasyum değerlerini inceliyorsun. Son tahlil yetmiyor, öncekilere de bakıyorsun. Ne bulacaksan!

Şayet e-Devlet canlı olsa, beni siteden de atar!

Saadete geleyim...

Sodyum, potasyum iyi de “Acaba benim anlamadığım bir şey mi var?” deyip kontrol gününü iple çekiyorsun. O zamana kadar hayati bir karar vermiyorsun, veremiyorsun zira...

— Oğlana: “Az bekle, bir hafta sonra.”

— Arkadaşa: “Beni bir yere çağırma, meşgulüm.” deyip başından savıyorsun!

Tüm bu ahval içinde kıvranırken, “24 Eylül kontrol günüm çabuk gelse de Hoca tetkiklerimi yapsa... Hipo muyum, hipertiroid miyim? Yoksa daha da başka mıyım, bilsem...” diyorsun.

Bu arada, üzmeyin beyi!

Bu tiroit hastalıkları, “derdimizi ifade edemeyen, hep içine atan şahıslarda daha çok olurmuş.”

Belki de hayli eski ve anlamlı olan:

“Söyleyemem derdimi kimseyeee...
Dermaan, dermaan, dermaaaaan olamaaaz...”

diye başlayan TSM şarkısının bestecisi de belki benim hastalığımdandı!

Hayata espri, neşe, panik, vesvese katmazsan bu hayat çekilmez oluyor. Adı da:

“Ah, bu hayat çekilmez oluyor.”

Ben de öyle yapıyorum...

Bir bakıyorsun, ders anlatıyorsun; anlatım biçimini geçmişsin, her cümlenin sonu kafiyeli oluyor. Bu da bizim kazancımız oluyor. Şiire 16 yıldır emek veriyorum, belki daha fazla...

Sevgili Hocam sayfama yeni geldi. Ben davet ettim. Zamanının çok olmayacağını düşünüyorum ya da görüyorum. Kendi sosyal medyasında, iki sene önce kutlanan doğum gününden başka paylaşım yok...

Hocam isterse, onun sayfasının düzenlemesine yardımcı olurum, gönülden.

Neyse, konuyu dağıtmayayım.

Hocam, bizim yörenin çocuğu... Hani küçümsemeyeyim, “çocuk” derken; PROF. DR. ........ Tam kendisi! Onay verirse adını ancak yazarım. Zira çok yoğun...

Geçen hafta gittiğimde poliklinikten çağırdılar hemen.

“Şener Şen gelmiş!”

Tabii ki muayeneye... Başka neye olacak? :)

Laf aramızda, hocamla tanıştığıma mutlu ve memnun oldum.

BAĞIŞIKLIK SİSTEMİMİN KORUNMASI VE TEDAVİSİ İÇİN hocamın derin bilgilerine bırakıyorum kendimi...

Hocam, 24 Eylül'de geliyorum. Aç geliyorum. Gerisini de size bırakıyorum.

Bin yaşayın!

Sevgilerimle...

Ayla Gürel