AKP kulislerinde Bilal Erdoğan ismi etrafında yükselen huzursuzluk, ilk bakışta “parti içi demokrasi” tartışması gibi sunuluyor. Oysa bu itirazların arkasına biraz yakından bakıldığında, ortaya çıkan tablo bambaşka bir gerçeğe işaret ediyor: 23 yıllık bir suskunluğun ardından gelen gecikmiş bir rahatsızlık.
Bugün AKP içinde kimi çevrelerin “siyasi miras”, “liyakat” ve “aile içi devir” başlıkları üzerinden Bilal Erdoğan senaryosuna itiraz etmesi, kendi başına bir demokratik refleks değil. Aksine, bu itirazlar; Erdoğan’ın bugüne kadar parti örgütünü, kadroları ve yönetim mekanizmalarını tek merkezden, danışmadan ve çoğu zaman keyfi biçimde şekillendirmesine sessiz kalmış bir yapının iç çelişkisini açığa çıkarıyor.
AKP’de 23 yıl boyunca il başkanları, milletvekilleri, belediye başkanları, bakanlar ve parti yöneticileri nasıl belirlendi?
Sandıkla mı?
Tabanın iradesiyle mi?
Yoksa tek bir merkezin onayıyla mı?
Bu soruların yanıtı ortadayken, bugün “Bilal Erdoğan’a itiraz” adı altında yükselen seslerin samimiyet sınavını geçmesi mümkün değil. Çünkü bu çevreler, Erdoğan’ın parti içi demokrasiyi sistematik biçimde tasfiye etmesine, teşkilatları birer onay mekanizmasına dönüştürmesine, liyakat yerine sadakati esas almasına hiçbir zaman açık bir duruş sergilemedi.
Şimdi sorun Bilal Erdoğan mı?
Yoksa sorun, bu düzenin ilk kez kendi içlerine dokunuyor olması mı?
AKP içinde uzun yıllar boyunca suskun kalan, itiraz etmeyen, hatta bu düzenin nimetlerinden yararlanan kesimlerin; bugün “aile içi devir” ihtimali karşısında rahatsızlık duyması, bir demokratik hassasiyetin değil, iktidar paylaşımı kaygısının dışavurumudur.
Bu nedenle AKP içinde Bilal Erdoğan’a karşı “açık bir parti içi demokratik yarış” beklentisi gerçekçi değildir. Çünkü böyle bir yarışın zemini yıllar önce ortadan kaldırılmıştır. Parti içi demokrasi, bir anda hatırlanacak bir ilke değil; ya baştan savunulur ya da hiç yoktur.
Erdoğan’ın kurduğu ve yıllar içinde tahkim ettiği yapı; lider merkezli, aileye yakın çekirdek kadrolarla örülü ve itirazı dışlayan bir siyasal mimaridir. Bu mimarinin içinde, bugün yüksek sesle konuşanların yarın gerçek bir demokratik mücadele yürütmesi mümkün değildir.
Sonuç olarak AKP’de yaşanan “Bilal Erdoğan” tartışması, bir demokrasi arayışının değil; iktidarın miras yoluyla devri ihtimali karşısında yaşanan bir iç gerilimin ifadesidir. Ve bu gerilim, ne parti içi demokrasi üretir ne de gerçek bir siyasal yenilenme.
AKP’nin sorunu Bilal Erdoğan değildir.
AKP’nin sorunu, 23 yıldır sorgulanmayan tek adam düzenidir.