Cumhuriyet Halk Partisi, yalnızca bir siyasi parti değildir. O, Cumhuriyet’i kuran, demokrasiyi adım adım kurumsallaştıran, kadınlara seçme ve seçilme hakkını kazandıran, çok partili dönemin yolunu açan bir siyasal mirastır. Türkiye’nin modernleşme hikâyesinde CHP’nin bıraktığı iz, yalnızca geçmişin değil, bugünün de sorumluluklarını hatırlatmaktadır.
Bugün gelinen noktada ise Atatürk’ün partisi, ona asla yakışmayacak tartışmaların girdabında yıpratılmaktadır. Bir yandan Saray rejiminin yargı operasyonları partiyi köşeye sıkıştırmaya çalışırken, diğer yandan CHP içeride iki hizbin kıskacında tükeniyor. Bir tarafta Ekrem İmamoğlu ve Özgür Özel’in öncülük ettiği ben merkezli mevcut yönetim; diğer tarafta Kemal Kılıçdaroğlu ve Gürsel Tekin’in öncülük ettiği kayyumvari anlayış partiyi ele geçirme mücadelesine kilitlenmiş durumda. Sosyal medya üzerinden yürütülen hizip savaşlarında küfürler, hakaretler havada uçuşuyor; partinin itibarı her geçen gün zedeleniyor.
CHP, tarihinin en kritik dönemeçlerinden birinde, bu kısır çekişmeler yüzünden enerjisini tüketiyor. Oysa toplumun beklediği, rejimin baskılarına ve ekonomik krizin yarattığı derinleşen yoksulluğa karşı güçlü bir muhalefettir. Halk, umudunu yeniden CHP’de görmek isterken, partinin içine hapsedildiği bu hizip savaşları ülkenin geleceğini karartıyor.
Buradan geçmiş dönem kurultaylarda genel başkan adayı olmaya çalışan, partinin farklı dönemlerinde “ilkeli muhalefet” çizgisinde duran isimlere sesleniyorum: İlhan Cihaner, Örsan Öymen, Ünal Karahasan… Sizler neden sessizliğe gömüldünüz? CHP’nin bugün içine düştüğü bu bataklıktan çıkış için üçüncü bir yol çağrısını yapmak sizlere düşmez mi?
İki yanlıştan bir doğru çıkmaz. Ne ben merkezli hizipçilik, ne de kayyum anlayışı CHP’yi yeniden ayağa kaldırabilir. Atatürk’ün partisi, ancak içtenlikli bir fikir hareketiyle, nispi temsil esasını savunan, katılımcılığı güçlendiren, örgütü tabandan yeniden ayağa kaldıracak üçüncü bir yol ile toparlanabilir.
Cihaner, Öymen, Karahasan… Bugün suskun kalmanız, tarihe karşı ağır bir sorumluluk yükler. Atatürk’ün partisi, kişisel hesapların, hizip savaşlarının arenası değil; halkın ortak çıkarlarını savunan bir mücadele örgütü olmak zorundadır. CHP’nin kuruluş değerlerine ve Cumhuriyet’in mirasına yakışan da budur.
Tarih, bu kritik dönemeçte kimin susup kimin konuştuğunu, kimin sorumluluk alıp kimin geri durduğunu mutlaka yazacaktır.
