15-16 Haziran 1970, Türkiye işçi sınıfının üretimden gelen gücünü kullanarak tarihe geçtiği önemli bir direnişin adıdır. DİSK öncülüğünde başlayan bu büyük yürüyüşe yalnızca DİSK’e bağlı değil, TÜRK-İŞ’e bağlı birçok emekçi de katıldı.

Eylemler İstanbul'la sınırlı kalmadı; Kocaeli, Bursa, Ankara ve İzmir’e de yayıldı. O dönemki sağcı hükümet, gelişmeler karşısında sıkıyönetim ilan etmek zorunda kaldı. Çok sayıda DİSK yöneticisi gözaltına alındı, yargılandı. Ancak bu eylemler, 274 ve 275 sayılı yasalardaki emekçiler aleyhine yapılan birçok düzenlemenin iptal edilmesini sağladı.

Bu mücadelede Türkiye İşçi Partisi (TİP) ve sonrasında Bülent Ecevit’in Genel Sekreteri olduğu CHP’nin Anayasa Mahkemesi’ne başvuruları belirleyici oldu. CHP’nin başlangıçta sermaye sınıfı ve hükümetten yana kerhen takındığı tavrı, bu başvuru ile bir ölçüde değişti. Yine de o günkü çelişkili duruşun unutulmaması gerekir.

Ders: Hakkı Direnerek Alırsın

15-16 Haziran, bize bir gerçeği hatırlattı: Hak ancak üretimden gelen güçle ve örgütlü direnişle alınır. 1960’lı yıllarda tüm dünyada esen sol rüzgâr, Türkiye’yi de etkisi altına almıştı. CHP de bu iklimin etkisiyle sosyal demokrat çizgiye yönelmişti.

Unutulmamalı ki sol ne kadar güçlenirse, sosyal demokrasi de o kadar gelişir. Bu gerçek, Bülent Ecevit’in “Ortanın Solu” çıkışıyla somut bir örnek kazanmıştır.

Ancak bugün ana muhalefet partimiz, bu tarihi mirastan oldukça uzaklaşmıştır. Neoliberal politikalarla sağa savrularak, sermaye yanlısı çizgiye kaymış, bunun bedelini halk da parti de defalarca ödemiştir.

Gerçek Sol, Gerçek Program

Biz soldan bakanlar için, ana muhalefetin sol değerlere evrilmesi sadece bir temenni değil, bir zorunluluktur. Eşitlik, özgürlük, kardeşlik ve insan haklarını esas alan; tercihini işçi sınıfı, yoksullar, köylüler ve orta sınıftan yana koyan bir sol program, Türkiye’nin acil ihtiyacıdır.

Özgür Özel’in 19 Mart sonrası başlattığı hareket bu anlamda umut vericidir. Umuyoruz ki bu yönelim sözde kalmaz, eylemliliğe dönüşür. Çünkü siyasette değişimi sadece sözle değil, cesur adımlarla sağlamak gerekir.

İttifaklar siyasetin doğasında vardır. Ancak ana muhalefetin doğal müttefiki, diğer sol partilerdir. Avrupa’daki sosyal demokrat partilere öykünerek sağ partilerle kurulan ittifakların başarısız olduğu ortadadır. Ana muhalefet artık bu deneyimlerden ders çıkarmalıdır.

Parti, Ulusalcılığı Aşmalı, Evrensel Sol Değerlere Yönelmeli

“Kurtuluş ve Kuruluş Zihniyeti”, yüzyıl öncesine öykünen, evrensel solu dışlayan statik bir anlayıştır. Parti, günümüzün toplumsal gerçekliğine uygun olarak kendini yeniden yapılandırmalı; yurtseverlik temelinde daha ilerici bir çizgiye yönelmelidir.

1960’lı yıllarda çekinerek girilen "ortanın solu" çizgisi, bugün daha cesur ve kararlı biçimde evrensel sol değerlerle buluşturulmalıdır. Sosyalist solu ve diğer sol partileri dışlayan anlayış, en fazla ulusalcılık kisvesi altında sağcılığa kayan, ideolojik olarak savrulmuş yapılara benzer.

Bugün ülkemiz ağır bir ekonomik kriz içindedir. Yoksulluk derinleşmiş, işsizlik artmış, orta sınıf yok olmuştur. Ne yazık ki sosyalist sol bu dönemde etkili bir çekim merkezi olamamıştır. Bu boşluğu doldurmak, halkla birlikte hareket eden, sahada olan bir ana muhalefetle mümkündür.

Ana Muhalefetin Görevi: Eylemle Büyümek, Halka Umut Olmak

İktidar olmanın nesnel koşulları vardır. Bu koşulları değerlendirebilmek için ana muhalefet halkla birlikte yürümeli, mücadeleyi büyütmelidir. Bu beklenti sadece bizim değil, yoksulluktan, adaletsizlikten, umutsuzluktan bunalmış milyonların beklentisidir.

 

SELAM OLSUN
15-16 Haziran direnişini gerçekleştiren emekçi kardeşlerimize…
İnsan hakları ve barış mücadelesi veren tüm dostlarımıza…
Baskılara rağmen boyun eğmeyen onurlu insanlara…

 

Ve Gündoğdu Marşı ile bitirelim:

Gündoğdu hep uyandık,
Siperlere dayandık,
İstiklalin uğruna da,
Al kanlara boyandık…

Sevgi ve saygılarımla,
Dr. Mustafa Torun