AKP iktidarı döneminde eğitim politikalarına yönelik tartışmalar Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin ile birlikte yeni bir boyut kazandı. Laiklik bildirisine imza atan 168 aydın, akademisyen, sanatçı ve gazeteciyi hedef alan Tekin, söz konusu isimler hakkında yargı süreci başlatılacağını duyurdu. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da hedef göstermesinin ardından bildirinin kamuoyundaki desteği büyüdü.

Tekin’in görev süresinde eğitim alanında atılan adımlar, “dinselleşme” ve “gericilik” eleştirilerini beraberinde getirdi. Ders içeriklerinde yapılan değişiklikler, okul öncesi kurumlarda mescit açılması, karma eğitimin tartışmaya açılması ve okullara imam atanması kamuoyunda geniş yankı uyandırdı.

Son olarak 81 ile gönderilen “Ramazan ayı etkinlikleri” genelgesi kapsamında okullarda “Ramazan Çetelesi” dağıtılması, okul girişlerinin dini temalarla süslenmesi ve öğrencilerin ilahiler eşliğinde camilere götürülmesi tartışma konusu oldu. Anaokulu öğrencilerine dahi oruç çizelgesi dağıtıldığı iddiaları kamuoyunda tepki çekti.

Bakan Tekin’in daha önce müsteşarlık yaptığı dönemde 4+4+4 eğitim sistemi hayata geçirilmiş, Ensar Vakfı ve TÜRGEV gibi vakıf ve derneklerle yapılan protokollerle çeşitli yapıların okullarda faaliyet yürütmesinin önü açılmıştı.

MESEM projeleri kapsamında lise öğrencilerinin ucuz işgücü haline getirildiği, projeye kayıtlı çok sayıda çocuğun iş cinayetlerinde yaşamını yitirdiği belirtiliyor.
ÇEDES projesi ile din görevlilerinin “manevi danışman” sıfatıyla okullarda görev almasının önü açıldı.
Proje okullarda yapılan atamalar sonucu çok sayıda öğretmenin yer değişikliğine zorlandığı ve laik-bilimsel eğitim vurgusu yapan eğitimcilerin hedef alındığı eleştirileri gündeme geldi.
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” ile ders programlarının daha fazla dini referans içerdiği savunuluyor.

Öte yandan Veli-Der’in 2024-2025 verilerine dayandırdığı açıklamasına göre en az 1,5 milyon çocuğun örgün eğitim dışında kaldığı belirtilirken, özellikle kız çocuklarında okul terkinin arttığına dikkat çekildi.

Bakan Tekin’in kızının devlet okulu yerine özel bir kolejde eğitim görmesi de kamuoyunda tartışma yarattı.

 

“LAİKLİĞİ SAVUNMAK SUÇ DEĞİLDİR”

SOL Parti Sözcüsü Önder İşleyen, laiklik bildirisine yönelik soruşturma tehdidine ilişkin yaptığı değerlendirmede, laikliğin anayasal bir ilke olduğunu vurguladı. İşleyen, laikliği savunmanın suç sayılmasının Anayasa’nın fiilen askıya alınması anlamına geleceğini ifade etti.

SOL Parti’den yapılan açıklamada ise şu ifadelere yer verildi:
“Anayasanın bir maddesi olan laikliği savunmanın suç konusu haline getirilmeye çalışılmasına karşı laikliği, özgürlüğü ve demokrasiyi savunmaya devam edeceğiz. Kimse halkın inancının arkasına saklanarak eleştirileri başka yerlere çekmeye çalışmasın.”

Eğitim politikaları ve laiklik tartışması önümüzdeki günlerde de siyasetin sıcak başlıklarından biri olmaya devam edecek.