DİĞER
Giriş Tarihi : 02-04-2022 12:11

İnsan Ömrünün Tükendiği Ülke

İnsan ömrünün tümüyle tükendiği bir ülke olmak şu an gerçeğin adı bu . Bir de korkarak mutsuz yaşamak daha da acı veriyor insana.

İnsan Ömrünün Tükendiği Ülke


İNSAN ÖMRÜNÜN TÜKENDİĞİ ÜLKE...

İnsan ömrünün tümüyle tükendiği bir ülke olmak şu an gerçeğin adı bu . Bir de korkarak mutsuz yaşamak daha da acı veriyor insana. Birilerinin kendilerini tek söz sahibi kılanların sergilediklerine bakınca, içinden çıkılmaz adı konulamayan zamanı yaşamak kaçınılmaz değil mi? Okumayan, körleşmiş ve duyarsız toplumlar aynı zamanda mutsuz korkak olurlar, cehaletin adı, gördüğüne değil duyduğuna inanan bir toplum ve işte gelinen noktada sonun başlangıcı bu. Bugün tüm yaşananların sorumlusu da bu cahil toplumun duyarak inandıkları değil mi? Aslında bir kısır döngüdür bu. Okumayan, araştırmayan, hakkını aramayan arayamayan toplumlar körleşir. Körleşen toplumlar duyarsızdır. Duyarsız toplumlar korkaklık ve unutkanlığı bir yaşam biçimi olarak benimser. Siz inadına kendi siyasi geleceğinizi korumak adına sadece sözde siyaset yaparsanız. Bugüne kadar ortaya çıkaramadığınız akıl ve bilimsel çağdaş değerlerin dışında sürdürdüğünüz anlayıştan vazgeçmediğiniz zaman, felaketin adını koymak zor olmayacak. Siyasetin insan hayatının anlamının olmadığını yansıtan biçimde kullanılması tükenmişliğin diğer bir adı değil mi? Biz buna insan hayatının değerinin olmadığı bir ülke desek daha doğru olacak kanısındayım. Her zaman söylediğim bir gerçek var, cahil bırakılmış okumamış eğitim ve sanat değerlerinin akıl ve bilim ışığının körleştirildiği toplumlarda tükenmişliğin resmini görmek mümkün. Böyle bir toplum gördüklerine değil duyduklarına inanır, sonuç olarak ta sisteme hakim olan anlayışın işine gelir ve istediği gibi sürükler sürüyü önüne katarak. Yani sürü kör bir toplum yaratmanın adıdır. Bir ülkede geleceğine halk değil de birileri karar veriyorsa burada aranacak şey tükenmişlik değil mi? Nasıl yaşayacağına halk karar verdiği sürece huzur ve sevginin insanca yaşamanın adını koymak mümkün olacaktır. Bugün tarihi bile inkar edebiliyorsak, Atatürk düşünce ve sevgisini yok sayıyorsak, aydınlıktan nasıl söz edebiliriz. Buna sebep olanların duyarsızlığını düşündükçe var olması gereken güzel duygular tükenmiş demektir. Anayasa da 25-26 fikir ve düşüncelerin paylaşılması suç olmaktan ayrılmış, ama düşünen yazan konuşan insanın özgürlüğü bile yok. Şimdi bunun sancısını bu ülke ağır biçimde ödüyor bana göre. Aydınlığı çağdaş özgür değerleri insan hayatını cumhuriyeti demokrasiyi özgür biçimde konuşabilmek işte özlenen tablo bu olmalı. Ancak kör ve duyarsız toplumlarda yazı eskimez, hep aynı acımasızlığı, korkuyu, baskıyı, ezilmişliği, zulmü, yaşayan halk buna artık alıştırılmıştır. Karanlığın egemen olduğu toplumlar bu korkunun içinden asla kurtulamazlar. Duyarsız ve kör toplumda düşüncelerin iğdiş edilmesi. Milliyetçilik adına, Tanrı adına insanların acımasızca sömürülmesi vakayı adliyedendir!.. Ne yazık ki toplumun büyük bölümü bu durumun farkında değil. İnanç saygınlığına olan sadakatinin içinde konuşamayan suskun korkak bir durumda. Ama gerçeklerin farkında olanların büyük bölümü ise sinmiş ya da satın alınmış korkaklardır. Geriye kalan zaten bu sistemi asıl sürdürenlerdir. 

AÇLIK YOKSULLUK SEFALET...

Yokluk ve sefaleti iç içe yaşayan bir toplum var önümüzde. Otuz milyondan fazla insanın açlık ve yoksulluk sınırında yaşadığını düşünmek acı veriyor insana. Yıkımın çöküşün tükenmişliğin adını yok saymak mümkün mü? Mutsuzluk ve korkaklığın verdiği sessizliğin bozulmasını istemeyenlerin çizdikleri resim bu değil mi? Alım gücü tükenmiş işsizliğin hızla arttığı açlığın sınırın da bu gerçeği yaratanlar acaba hala neredeler? Ekmek kuyrukları, akşamları pazar tezgahlarının kapanmasının ardından dökülenleri utanarak toplamaya çalışanlar, çocuğuna süt bulmakta zorlanan anneler, emekli olduğu halde geçinemeyenler, ne iş olursa olsun diyerek çalışmak zorunda bırakılan öğretmen. 40 kişinin işe alınacağı bir kuruma 1500 kişinin başvurması, üstelikte çoğunun üniversite mezunu olduğunu görmek başka bir söze gerek var mı? Türkiye'de utanç tablosunu Batı şimdi kendi diliyle yorumluyor ama bu birilerinin umurunda değil. Hedefe kilitlenmenin adı 2023 seçimleri ve sonrasında Cumhuriyetin laikliğin çağdaş değerlerin tüketilmesi hareketi. Atatürk hala birilerini rahatsız etmeye devam ediyor, onun üzerinden siyaset yapmak ve onu her gün öldürmek, bu ülkede cumhuriyete demokrasi akıl ve bilim çağdaş değerlere tümüyle ihanet anlamına gelmiyor mu? Tarihin nasıl yazıldığı kazanıldığı bu günlere gelindiği düşünülecek olursa bu ihanet bana göre.  Dine saygınlık getiren ve Diyaneti kuran Atatürk'e saldırmak tarihe tümüyle ihanettir. İnsan ömrünün değersizleştirildiği tarihin anlamının tüketilmesi aynı anlamda bana göre. Nereye gidiyoruz yarın neler yaşayacağız bu kimsenin umurunda değil. Kendilerini siyaset bilimcisi addedenlerin yaptıkları korkunç yanlışlardan ülke kaybediyor kimsenin umurunda değil. Günlük siyasetin bile adını koyamayanların nasıl bir çarkın arasında kaldıklarından kendileri bile haberdar değil. Buna birde cahil korkak kör bir toplum resmini koyacak olursak felaketin adı nasıl yazılır bilmiyorum. Dünya barışının ve tüm dengelerin gittikçe sarsıldığı bir dönemde biz hala nerede duruyoruz merak ediyorum. Dünyanın en ünlü strateji uzmanı ve gelecek bilimcilerinden biri olan BREZİNSKİ  '' Totaliter rejimlerde uygar olmak çağdaş olmak insanca yaşamak huzur ve güven oluşumu ve özgürlükler demokrasi beklemek mümkün değil. Özellikle tek bir iradenin hakim olduğu sistemde insan ömrünün de tükendiğini görebilirsiniz'' diyor. Dilerim bundan böyle birileri akıl ve bilimsel değerlerin önemini kavrayacak kararlar alır. İnsan hak ve özgürlüklerine, bağımsız adalet anlayışına, huzur ve güven ortamında mutlu bir toplum olabilmek adına kenetlenmek olması gereken de bu değil mi? İnadına tüm bunların unutularak kişisel günlük siyasetin içine kapatılmış senaryolarla geleceği çarklar arasından kurtarmak mümkün olmayabilir. Türkiye tüm dünya ya örnek bir ülke olma şansını hala kaybetmedi. Yeter ki birileri bunun farkında olsun.
 
Prof. Dr. Levent Seçer