GÜNCEL
Giriş Tarihi : 11-01-2022 08:48   Güncelleme : 11-01-2022 08:48

Türkiye'deki demografik dönüşüm: Gelenler

Türkiye bir yandan genç beyinlerini kaybederken öte yandan da plansız göç politikası ile telafisi zor bir demografik dönüşüm yaşıyor. Resmi verilere göre Türkiye’deki kayıtlı Suriyeli sayısı 3.5 milyon. Kayıtsızlarla beraber toplam göçmen sayısı 8 milyonu buluyor. Birçok sorun barındıran sürecin demografik, düşünsel, kavramsal, askeri ve mali boyutunu konunun uzmanlarıyla konuştuk.

Türkiye'deki demografik dönüşüm: Gelenler

‘MÜLTECİ’, ‘GÖÇMEN’ VE ‘GEÇİCİ KORUMA’ GİBİ KAVRAMLAR DOĞRU KULLANILMIYOR
KONULAR AKILCI ZEMİNDE TARTIŞILMALI


PROF. DR. SİBEL ÖZEL

MARMARA ÜNİVERSİTESİ HUKUK

FAKÜLTESİ / MİLLETLERARASI ÖZEL HUKUK ANABİLİM DALI BAŞKANI

- Türkiye’ye göç eden insanlar mülteci statüsünde midir?

“Mülteciler”, uluslararası koruma statüsü altında, uluslararası hukuka tabidir. Türkiye, 1951 BM Sözleşmesi’ne coğrafi çekince koyduğu için sadece Avrupa ülkelerinde meydana gelen olaylar nedeniyle ırkı, dini, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi görüşlerinden dolayı zulüm göreceği korkusuyla Türkiye’ye sığınanlara mülteci statüsü verilir. Aynı şartlarda Avrupa ülkeleri dışından gelenlere ise üçüncü ülkeye yerleştirilinceye kadar “şartlı mülteci” statüsü tanınır.

“Göçmen” kavramı ekonomik nedenlerle yapılan göçü ifade etmektedir. Göçmenler uluslararası hukuka değil, ulusal hukuka tabidir. Her ülke kendi göçmen politikasıyla yabancıların hangi şartlarda ülkesine kabul edileceğini belirleme hakkına sahiptir. Türk hukuku açısından “göçmen”, Türkçe konuşan kişileri kapsamaktadır ve göçmen statüsüyle Türkiye’ye kabul edilenlere Türk vatandaşlığı verilir. Dolayısıyla hukuken göçmen kavramı günlük dildeki anlamından farklıdır.

“Geçici koruma” statüsü ise uluslararası koruma kapsamında olmayıp iç hukuka aittir. Avrupa Birliği tarafından geliştirilen bu kavram mülteci statüsünün verilmediği kitlesel hareketlerde kullanılır. Türkiye açısından geçici koruma 28.04.2011 tarihinden itibaren Suriye’deki olaylar sebebiyle söz konusudur. Azami süresi belirtilmemiştir. Bu statünün sonlanmasıyla birlikte ilgililer ülkelerine dönüş yapacaktır. Geçici koruma kimlik belgesi statü devam ettiği sürece ilgiliye Türkiye’de kalış hakkı vermekte ancak ikamet izni yerine geçmemekte ve sahibine Türk vatandaşlığına başvuru hakkı sağlamamaktadır.

- AB’nin göç konusundaki ikili tavrının anafikri nedir?

AB, coğrafi konumu nedeniyle Doğu-Batı göç yolunda transit ülke olan Türkiye’yi, kendi toplumunu korumak amacıyla getirdiği “kapalı kapı” politikasının bir sonucu olarak göç edenlerin transit geçemediği son kalış ülkesi haline gelmiştir. AB’nin Türkiye’ye biçtiği yeni rol, Türkiye’nin artık AB üyesi olamayacağını da netleştirmektedir. Göç dalgasının Türkiye’de durdurulması, AB için güvenlik meselesi haline gelmiştir. Nüfusunun yaklaşık yüzde10’u gibi çok büyük sayıda yabancının yaşadığı bir ülkede meselelerin akılcı bir şekilde tartışılması gerekir. AB’nin ekonomik koşulları iyi olmasına rağmen toplum yapısı ve değerlerini korumak adına göçü Türkiye’de durdurmak için yaptığı fonlamalar dikkatle irdelenmeli ve ırkçılık yaftalamasından başka bir argüman sunamayan kişi ya da kuruluşlara karşı yabancıların temel insan haklarının korunmasıyla Türkiye’de yerleşme, çalışma, mülk edinme ve nihayetinde vatandaş olma olgularının farklı olduğu ortaya konmalıdır.

- Diğer bir tartışmalı konu da düzensiz göçle gelenlere vatandaşlık verilmesi...

Uzun bir süredir Suriyelilerin kalıcı olduğu ve kitlesel olarak vatandaşlığa alınması gerektiği propagandası yapılmaktadır. Vatandaşlık bir kişinin devlet ile olan bağını ifade etmektedir. Yabancı sadece kurallara uymakla yükümlü iken vatandaş, vatandaşlığını taşıdığı devlete sadakat borcu altındadır. Uluslararası Adalet Divanı, vatandaşlığa alınmanın hafife alınacak bir mesele olmadığını, yeni bir devlete sadakat borcu doğurduğunu açıkça vurgulamıştır. Bu nedenle gelişmiş Batılı ülkeler vatandaşlığa alınma kurallarını toplumla entegrasyon çerçevesinde oluşturmakta, sosyal uyumu belirlemek için sınav yapmakta ve yabancıya sadakat yemini ettirmektedir. Bu itibarla Türkiye’de bulunan yabancıların kitlesel olarak vatandaşlığa alınması hem uluslararası hukuka hem de ulusal hukuka aykırıdır. İdarenin bir tasarrufu ile Türk tarih ve kültürünü özümsemeyen, laik Cumhuriyetin değerler sistemini benimsemeyen yabancıların vatandaşlığa alınması hukuka aykırı olduğu gibi toplumsal açıdan da bir beka meselesidir.

KURUCU MİMARİ HEDEFTE
‘DEMOGRAFİK DİNAMİT TÜRKİYE’NİN KUCAĞINDA’


AV. HÜSEYİN ÖZBEK

ESKİ TBB BAŞKAN YARDIMCISI

- Orta ve uzun vadede Türkiye için ağır sonuçları olabilecek bir demografik dönüşüm yaşıyoruz. “Eski Türkiye”nin, kurucu iradenin bu konudaki yaklaşımı nasıldı?

Osmanlı İmparatorluğu’nun 1. Dünya Savaşı’yla tasfiyesinden sonra kurulan yeni devletin, varlığını sürdürebilmesi için üniter yapılı ulus devlet inşası zorunluydu. Çünkü imparatorluklar çağı geride kalmıştı. Türkiye Cumhuriyeti, bu nedenle milli ve çağdaş bir eğitim politikasıyla özgür düşünceli, ulus bilincine sahip yurttaşlardan oluşan çağdaş bir toplumu hedeflemişti. Kuruluş döneminden yakın zamanlara kadar devam eden eğitim ve kültür politikası, tarihten ders alan stratejik devlet aklının yansımasıydı.

‘KURGULU GÖÇ’
- Bu dönüşüm kapsamında, normalde zıt görüntü çizen AB ve AKP, ortak bir tavır sergiliyor. Bu manzaradan ne anlamalıyız?

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş kodları, bu coğrafyada var olabilmenin ekonomik, siyasal, sosyolojik zorunlulukları ve aynı zamanda hedefleridir. Cumhuriyetin kuruluş kodlarına, ekonomik, sosyal tercihlerine, uygarlık ve çağdaşlaşma açılımlarına itirazı olanların devleti ele geçirdiklerinde neler olacaksa onlar yaşanmaktadır!

Suriye iç savaşının tetiklediği göçün, dil ve kültür paydaşı komşu Arap ülkelerine değil de niçin Türkiye’ye yönlendirildiği sorusu cevabını da içinde barındırmaktadır. Çünkü bu kurgulu göç, Türkiye’nin ulus devlet, üniter yapı esaslı kuruluş mimarisini hedef alan bir stratejinin gereği gerçekleştirilmiştir.

Bu stratejiye yönelik algı mühendisliğinde medya, sendikalar, meslek örgütleri, kanaat önderleri etkili bir şekilde kullanılmakta, Suriyelilerin kalıcılaştırılması için psikolojik harekâtın gerekleri kişisel ve kurumsal bazda özenle yerine getirilmektedir.

Medyaya servis edilen haber, yorum ve röportajların kronolojik bir dikkatle gözden geçirilmesi halinde, Suriyelileri Türkiye’de kalıcılaştırma operasyonunun ustalıklı sürekliliği dikkat çekmektedir.

‘YIKICI ADIMLAR ATILABİLİR’
GRUPLAŞMA YARATIR


AHMET YAVUZ / EMEKLİ TÜMGENERAL

- Göçmenlerin kalıcı olmasının askeri alandaki etkileri neler olur?

Sosyolojik alanda yaratacağından daha büyük sorun yaratır. Ordunun geleneksel olarak genetiğine işlemiş olan çalışma usul ve esaslarına zarar verecek aşınmalar yaratır. Ordu kültürü vatan kavramının üstüne inşa edilir. Oysa bu insanların vatan kavramı yoktur. Mevcutla uyumsuzluk yaratır. Ordu var olduğundan bu yana Türk dili kullanılmaktadır. Bu bir sorun alanıdır. Eğitimi olumsuz etkiler. Ordu içinde gruplaşmalar oluşur.

Günümüzde mezhepsel bazlı eğilimler zamanla etnik bazlı hale gelebilir. Zamanla istihbarata karşı koyma alanında zaafa yol açar. Ordu dışında şekillenmiş gruplar hatta ülke dışındaki merkezlerle iletişim ve ulusal çıkar karşıtı olarak işbirliği arayışlarına yol açabilir. Azınlık talepleri ortaya çıktığında ordu içindeki uzantılar bu bağlamda yıkıcı adımlar atabilir.

‘KİŞİ BAŞI REFAH 500 DOLAR AZALIYOR’


PROF. DR. DURAN BÜLBÜL

ANKARA HACI BAYRAM VELİ ÜNİVERSİTESİ

İKTİSADİ VE İDARİ BİLİMLER FAKÜLTESİ

- Göçmen finansmanının ülkemize ve yurttaşa etkisi nedir?

Öncelikle şunu belirtmek lazım. Türkiye Cumhuriyeti siyasi iktidarın açık kapı politikası nedeniyle son yıllarda en çok göçmen alan ülke haline gelmiştir. Kurtuluş Savaşı’nda bile ülkemizin sosyal, beşeri ve siyasi yapısını bozamayan emperyal devletler, bölgemizdeki savaş ve işgaller nedeniyle mali, sosyal ve siyasi bedeli olan bir yapıyı ülkemize dayatmışlar siyasi iktidarda bu sürece aracılık etmiştir. Göçmen, sığınmacı ve mülteciler konusunda ülkemiz bir şeffaflık gösterememiştir. Bu nedenle de göçmenlerin ülkemizdeki sayısı ve gerçek maliyeti tam olarak bilinememektedir.

Resmi kaynaklarda yapılan açıklamalara göre AFAD, TİKA ve Cumhurbaşkanlığı verilerine göre şu ana kadar toplamda 40 milyar dolar civarında bir yardım yapıldığı anlaşılmıştır. Oysa, Türk halkı her yıl kendi refahından ve kendi gelirinden yıllık 41 milyar doları göçmen ve sığınmacılara aktarmaktadır. Göçmen ve sığınmacıların finansmanın son tahlilde Türk halkı yapmaktadır. Devlet İstatistik Enstitüsü milli geliri 82 milyona göre hesaplamaktadır. Göçmen ve sığınmacılarla birlikte ülkemizin yaklaşık nüfusu. 90 milyonun üzerindedir. Kişi başı milli geliri böyle hesapladığımızda kişi başı refah 500 dolar azalmakta. Şu an İstatistik Enstitüsü kişi başı milli geliri 500 dolar fazla hesaplamaktadır. Her yıl toplamda Türk halkı göçmenlere kendi refahından 41 milyar dolar aktarmaktadır.

- Yükün sosyo-ekonomik boyutu nedir?

Göçmen ve sığınmacıların varlığı iş imkânlarının azalmasına, devlet yardımlarının Suriyelilere verilmesine neden olmuştur. Suriyeli ve diğer göçmenler nedeniyle eğitim ve sağlık üzerindeki yük fazlasıyla artmıştır. Uluslararası Göç Örgütü (IOM) tarafından yayımlanan rapora göre Türkiye en fazla mülteci ve göçmene ev sahipliği yapan ülke konumundadır. 2021 resmi verilerine göre Türkiye’de 3 milyon 737 bin Suriyeli göçmen olduğu belirtilmesine rağmen bazı verilerde bu rakamın üç katı olduğu belirtilmektedir. Sadece, 2021 yılında 170 bin Afgan, 142 bin Irak, 40 bin İran, 6 bin Somalili göçmen geldiği belirlemiştir. Bu göçmenler ve sığınmacılardan bazıları gerekli resmi kurumlardan izin alınmadan şirketlerden çalıştırılmakta ve sigorta edilmektedir. Sosyal güvenlik kurumu da bunu kabul etmektedir. Bu bir yanıyla bunların yerleşik düzene geçişlerini sağlamak diğer yanıyla ileride ülkemize çok büyük emeklilik yükü getirecektir. Dünya nüfusunun ortalama yüzde 3’ü göçmenken, ülkemizde bu oran, dünya ortalamasının dört katıdır. Bu göçmenler bu ülkeden aldıkları yardımları ve kazandıklarını geldikleri ülkelere aktarmakta, maliyetleri ise ülkemizde kalmaktadır. Ülkemizde dünya ortalamasının dört katını aşan bu mültecilerin yerleşik düzene geçmeleri yasal olarak önlenmeli, aksi takdirde ileride ülkemize çok büyük sosyal, mali ve siyasi maliyetleri olacaktır.

- BİTTİ -