SİYASET
Giriş Tarihi : 15-11-2021 11:02   Güncelleme : 15-11-2021 11:02

Barış Terkoğlu yazdı: "Bir kadının rahmini siyasi kavganın ortasına taşıdık"

Gazetemiz yazarı Barış Terkoğlu, HDP'nin tutuklu eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş'ın eşi Başak Demirtaş'a verilen hapis cezasının perde arkasını kaleme aldı.

Barış Terkoğlu yazdı:

 

Gazetemiz yazarı Barış Terkoğlu, "Başak Demirtaş’ın hastalığı" başlıklı dikkat çeken bir yazı kaleme aldı.

Terkoğlu bugünkü köşesinde, HDP'nin tutuklu eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş'ın eşi Başak Demirtaş'a verilen 2 yıl 6 aylık hapis cezasının perde arkasını yazdı.

Demirtaş'a, "gerçeğe aykırı bir sağlık raporu aldığı" iddiasıyla verilen cezayı ele alan Terkoğlu, "Başak Demirtaş, gerçekten de hasta. Buna rağmen hastalığı yıllar sonra didik didik edilerek, beş günlük basit bir rapordaki tarih çelişkisine dayanarak iki buçuk yıl hapse mahkûm edildi." dedi.

Terkoğlu'nun yazısı şöyle:

Zulüm suya atılmış bir tutam tuz kadar kolay mı dağılır? Şair Sadi, sekiz asır önce, Gülistan’da öyle söylüyor. Yemeğine katacağı bir parça tuzun parasını bile ödeyen hükümdar Nuşrevan-ı Âdil, askerlerine öğütlüyor: “Zulmün esası önceleri cihanda az imiş, sonra her gelen bir parça artırınca bugünkü hale varmış.”

Başak Demirtaş hakkındaki hapis kararından sonra aklıma geldi. Hükümet medyası, “olağan şüpheli” saydığı Öğretmen Başak Demirtaş’ın, “sahte raporla” yıllarca okula gitmediğini yazıyordu. Hem kendisi hem doktoru hakkında iki buçuk yıl ceza verildiğini okuduk. Yetmedi, “öğretmenlikten atılmalı” yazıları takip etti. Bir yandaş gazete, KPSS sınavına dünya görüşüne göre girilmesi gerektiğini bile yazdı.

Herkesin ateşe odun atarak alevleri büyüttüğü düzende, ağzında su taşıyan karıncaya saygı duyarak Demirtaş’ın dosyasını alıp okumaya başladım. Sahi gerçek neydi?

SADECE 5 GÜNLÜK BİR RAPOR
Önce savcının iddiasından başlayalım…

Başak Demirtaş, Diyarbakır Sur ilçesindeki Yeşilli Ortaokulu’nda Türkçe öğretmenliği yapıyordu. 28 Eylül 2015 ile 19 Ocak 2016 tarihleri arasında, sekiz ayrı sağlık raporu almıştı. Bu raporları farklı farklı doktorlar vermişti. Diyarbakır Savcılığı, bu raporları veren 13 doktor ve Öğretmen Başak Demirtaş hakkında soruşturma izni istedi. Söz konusu raporların yedi tanesinde olağandışılık görülmediği için 12 doktor hakkında izin verilmedi. Resmi belgelere göre yalnızca bir doktor hakkında izin verildi. Savcılık da sadece bir doktor ve Öğretmen Başak Demirtaş hakkında 8 Mart 2018 tarihinde iddianame yazdı.

Peki, sadece bir rapordaki “olağandışılık” ne?

Üst solunum yolu enfeksiyonu teşhisinin konduğu, Kayapınar Toplum Sağlığı Merkezi’nde Doktor Rezan Buğday tarafından verilmiş söz konusu rapor, 14 Aralık 2015 tarihini taşıyor. Tamamı beş günlük bir istirahat raporu. Savcı için şüpheli hale getiren ise bu tarihte Başak Demirtaş’ın eşiyle birlikte yurtdışında olması. Gerçekten uçuş kayıtlarında da Demirtaş ailesinin 12 Aralık 2015’te İstanbul’dan Frankfurt’a gittiği, 15 Aralık’ta Amsterdam’dan Türkiye’ye geri döndüğü görülüyor.

DEMİRTAŞ NASIL AÇIKLADI
Peki, bir sebebi var mı?

Bunun hem Öğretmen Başak Demirtaş hem Doktor Rezan Buğday için bir açıklaması var.

Demirtaş’ın bu dönemde defalarca hastaneye gitmesinin nedeni, yaşadığı jinekolojik rahatsızlık. Nitekim 28 Kasım 2015 tarihinde, İstanbul Acıbadem Hastanesi’nde, bir operasyon geçirdiği görülüyor. Ardından da ağır bir mide sorunu yaşadığı endoskopi raporlarından anlaşılıyor. Kısacası “olağandışı” sayılan raporun öncesinde Demirtaş hasta.

O güne gelirsek…

Demirtaş, mahkeme tutanaklarında şöyle anlatıyor:

“11 Aralık 2015 tarihinde Kayapınar Toplum Sağlığı merkezine gittim. Ateşim falan vardı. Yemek de yiyemediğim için iyi değildim. Aynı zamanda arkadaşım olan Doktor Rezan Bey’le görüştüm. Kendisine hastalığımı anlattım. Doktor Rezan bana birtakım ilaçlar ve serum verdi. Beni muayene etti. Rezan’la yıllardır tanışıyor olmamız nedeniyle serumu da akşam eve gelip takacağını söyledi. Aynı akşam saat 19-20 gibi gelerek hem beni bir daha kontrol etti hem de serumumu taktı.”

Demirtaş, anlatımını sürdürdü:

“Eşim bir süredir devam eden rahatsızlığım nedeniyle, yurtdışında da tıbbi yardımdan faydalanmamın iyi olacağını belirttiği için, 12 Aralık 2015’te gittim. 15 Aralık 2015 tarihinde yurtdışından döndüm. Evde raporu bulamadım. Okula rapor sunmam gerektiği için tekrar Toplum Sağlığı Merkezine gittim. Bana verilen rapordan bir suret verilmesini istedim. Toplum Sağlığı Merkezi’nde raporun bir sureti tutulmadığından poliklinik defterine bakarak sekreter tekrar raporu düzenledi. Doktor Bey imzalayarak bana verdi.”

Demirtaş durumu şöyle açıkladı: “Raporu 11 Aralık 2015 olarak düzenlemeleri gerekirken bana verilen nüshada sehven 14 Aralık 2015 yazılmıştır. Bu şekilde elimdeki rapor nüshası ile bu raporun kök sebebi olan poliklinik defterindeki tarihte çelişki oluşmuştur. Bütün hata bundan kaynaklıdır.”

DOKTOR, İFADESİNDE NE DEDİ
Mahkemede “Genel durumunun iyi olmamasından kaynaklı en az beş gün istirahat etmesi kanısına vardım” diyen Doktor Rezan Buğday, devamını şöyle anlattı:

“Daha önce verdiğimiz 11 Aralık 2015 tarihli istirahat raporunu bulamadığını söyledi. Kendisine bir nüsha verip veremeyeceğimi sordu. Ben de sekreter arkadaşlara, protokol defterine bakıp protokol sıra ve numarasıyla raporu tekrar yazmalarını istedim. Sekreter arkadaşlar da yazdı. Ben de imzalayıp Başak Hanım’a verdim. Hatanın muhtemelen sekreter arkadaşların sehven 11 Aralık 2015 tarihini, 14 Aralık 2015 tarihi olarak girmesinden kaynaklı olabileceğini düşünüyorum. Esas olan poliklinik defteridir. Poliklinik defterinde Başak Hanım’ın ne zaman geldiği ve kendisine ne zaman rapor verdiğim yazılıdır.”

Görüldüğü gibi mesele, sadece beş günlük bir raporun, tekrar yazıldığı tarihin tartışmasından ibaret. Kimin doğru söylediğini anlamanın yolu da poliklinik defterinin incelenmesi. Mahkemenin bu defteri Kayapınar Toplum Sağlığı Merkezi’nden istediği ancak defterin gelmediği görülüyor. Dosyaya sunulan fotokopi ise Demirtaş ve doktorun dediğini doğruluyor.

SAĞLIK RAPORLARI NE SÖYLÜYOR
Mahkeme, Başak Demirtaş’ın telefon sinyallerinin de incelenmesine karar verdi. Gerçekten de 11 Aralık 2015’te, Demirtaş Diyarbakır’da görülüyordu. Telefonu da sağlık merkezine yakın bir baz istasyonundan sinyal veriyordu.

Mahkeme buna rağmen hem Demirtaş’a hem de doktora “resmi belgede sahtecilik” suçlamasıyla iki buçuk yıl hapis cezası verdi.

Peki, Başak Demirtaş hasta olmadığı halde sürekli rapor alıyor olabilir mi? Bunu anlamanın yolu Demirtaş’ın sağlık arşivine bakmak.

Başak Demirtaş raporluyken de defalarca hastaneye gitmiş görünüyor. Demirtaş, 4, 12, 16, 23, 25, 28 ve 30 Kasım’da, biri geçirdiği operasyon günü, kadın doğum servisine gitmiş. 7 ve 9 Aralık 2015’te ise Diyarbakır’da gastroenteroloji servisine giriş yapmış. Kısacası raporluyken de hastane ziyaretleri sürmüş.

Bu kadar değil...

Demirtaş, hastalık nedeniyle, 8 Şubat 2016 - 30 Haziran 2016 arasında, 4 ay 22 gün ücretsiz izin kullanmış. Yaz tatiliyle birlikte, bu dönemde, 20 kez Diyarbakır Dicle Memorial Hastanesi’nin ve altı kez İstanbul Maslak Acıbadem Hastanesi’nin kadın doğum servislerine gitmiş görünüyor.

BU DA SİYASİ DAVA
Kısacası Başak Demirtaş, gerçekten de hasta. Buna rağmen hastalığı yıllar sonra didik didik edilerek, beş günlük basit bir rapordaki tarih çelişkisine dayanarak iki buçuk yıl hapse mahkûm edildi. Bir ilkokul çocuğunun bile yılda iki kez aldığı sıradan raporun bu noktaya gelmesinin, açık bir siyasi operasyondan başka açıklaması yok.

Son 10 yılımın iki yılını hapishanelerde geçirdim. Mafyadan cinayete, örgütten dolandırıcılığa kadar birçok farklı suçlamaya muhatap mahpusla karşılaştım. Öğrendiğim şeylerden biri de asgari hapishane ahlakıydı. Buna göre hapisteki kim olursa olsun, onun yakınlarına saygılı davranılması, içerinin bedelinin ödetilmemesi gerektiğiydi. Ne yazık ki FETÖ ya da AKP türünden siyasal İslamcılığın üniformasını giyenlerin, bu basit ahlaka dahi sahip olduğunu görmedim. Başak Demirtaş’ın cezası da bunun kötü bir örneğiydi.

Hapisteki adama kızdık. Eşine de bedel ödetmeye karar verdik. Yargıyı infaz için kullandık. Bir kadının rahmini siyasi kavganın ortasına taşıdık.

Zulmün kuru tuzunu keşke yalnız kendi yaramıza basmak için kullansaydık. Daha az utanırdık...