GÜNCEL
Giriş Tarihi : 02-11-2021 21:30   Güncelleme : 02-11-2021 21:30

Kanal İstanbul; Bu rapor Hollandalılar tarafından 2013 de hazırlandı.

Making City teması çerçevesinde gerçekleştirilen 5.Uluslararası Rotterdam Mimarlık Bienali (IABR) kapsamında Türkiye, Hollanda ve Belçika’dan uzmanların oluşturduğu bir proje grubu, İstanbul’un Arnavutköy ilçesinin de katılımıyla Arnavutköy alanının sürdürülebilir gelişimini konu edinen bir stratejik plan çalışması yaptı.

Kanal İstanbul; Bu rapor Hollandalılar tarafından 2013 de hazırlandı.

Kanal İstanbul; Bu rapor Hollandalılar tarafından 2013 de hazırlandı.

İstanbul Dönüm Noktasında


Making City teması çerçevesinde gerçekleştirilen 5.Uluslararası Rotterdam Mimarlık
Bienali (IABR) kapsamında Türkiye, Hollanda ve Belçika’dan uzmanların oluşturduğu
bir proje grubu, İstanbul’un Arnavutköy ilçesinin de katılımıyla Arnavutköy alanının
sürdürülebilir gelişimini konu edinen bir stratejik plan çalışması yaptı. Bu çalışma;
kentleşme, tarım alanları ve içme suyu havzaları yönetimi konularını Arnavutköy’ün
Sazlıdere Havzası özelinde ele alarak Bolluca’da ekolojik koridor oluşturulması ve
Hadımköy çevresinde atık suyun tarımsal kullanıma kazandırılması için pilot projeler
geliştirdi.

Rotterdam Belediye Başkanı Ahmed Aboutaleb, Aralık 2011’de bu plan çalışmasını
meslektaşı Kadir Topbaş’a sundu. 5. IABR’nin ilgi çeken projelerinden biri olan bu
çalışma, 1. İstanbul Tasarım Bienali kapsamında 12 Ekim’den bu yana İstanbul
Modern Musibet Sergisi’nde sergilenmektedir.

İstanbul’un kentleşmesine farklı ve yeni bir vizyon getiren bu çalışma, İstanbul
Modern’de sergilendiği günlerde, Arnavutköy’ün belirli kısımlarını Çevre ve Şehircilik
Bakanlığı’nın kontrolüne alan Bakanlar Kurulu kararı yayınlanmıştı. Bu karar
doğrultusunda nerelerin Bakanlık kontrolüne alındığına baktığımızda, iktidar partisi
AKP’nin 2011 seçimleri sırasında İstanbul’a ilişkin ilan ettiği büyük ölçekli altyapı
projelerinin hayata geçirilmeye başlanacağını varsaymamız mümkün. Bu alanların bu
şekilde yerel idareden alınarak merkezi idareye bağlanması; Marmara ile Karadeniz
arasında ikinci bir Boğaz açmaya yönelik kanal projesinin, kentin kuzeybatısında yer
alacağı söylenen yeni İstanbul şehri projesinin, kentin batısında yer alan üçüncü
havalimanı projesinin ve bütün bu altyapıları Boğaz’ı geçerek birleştirecek
uluslararası bir otoyol projesinin ön adımlarından biri olarak değerlendirilebilir.
Planlanan bu müdahalelerle İstanbul’un kritik öneme sahip değerlerinin büyük bir
baskı altına gireceğini belirtmek gerekir. İstanbul’un mevcut imar planı, kentin
Marmara Denizi boyunca yatay doğrultuda büyümesini öngörmektedir. Bunun nedeni,
büyümeye devam eden metropolün hem kentsel hem de ekolojik değerlerini
koruyarak gelişmesini sağlamaktır. Ancak, planlanan bu yeni müdahalelerle kentin
büyümesinin yönü kuzeye çevrilmektedir. Bu da kentin kuzeyinde yoğunlaşan ve
İstanbul’un tümünün sağlıklı yaşamı ve bunun sürdürülebilirliği için elzem olan doğal
varlıkların tehlike altına gireceği anlamına gelmektedir. Kanal, en alçak zeminlere,
dolayısıyla Sazlıdere içme suyu havzasına doğru, neredeyse Terkos gölüne değerek
açılmak istenecektir. İstanbul’un içme suyunun en az yüzde 10’u böylece
kaybedilecek ve yerine yeni kaynaklar aranmak durumunda kalınacaktır; bu da suyun
giderek daha da uzak yerlerden getirilmeye çalışılması anlamına gelmektedir. Tarım
daha da marjinalleşecek, tarımsal alanlar gayrimenkul yatırımcıları için daha da cazip
hale gelecek ve İstanbul bugün sahip olduğu tarım ürünlerini yakınından elde etme
şansını kaybedecektir. En az bunlar kadar önemli başka bir tehlike, kuzeyde
yoğunlaşan bu yeni yapılaşmanın güneye doğru yayılması ve tüm dikkatler kuzeyde
toplanmışken kentin diğer alanlarında kentleşmenin kendi kaderine terk edilmesidir.
Gazetelerde çıkan haberlerden anladığımız kadarıyla kuzeyde yapılacak yeni şehir,
bugün İstanbul’da eksikliği hissedilen ekolojik çözümler ve yaşam kalitesini artıran
avantajlarla donatılacaktır. Bu, yeni şehrin bir uydu gibi yalıtılmış bir şekilde kalacağı
anlamına mı gelmektedir? Yoksa bu şehir mürekkep lekesi gibi kaçınılmaz bir şekilde
güneyine doğru yayılırken etrafındaki ormanları ve tarım alanlarını, su havzalarını
yalayıp yutacak mıdır? Her şekilde bu yeni şehri “yeşil” yapmak, bu kentsel
müdahalelerin tüm İstanbul için yaratacağı tahrip edici etkisini telafi etmeye
yetmeyecektir.

Öyle görünüyor ki dünyanın en gözde şehirlerinden biri olarak uzun bir tarihe sahip
İstanbul, bugün belirleyici bir dönemeç noktasındadır. İstanbul’un karşı karşıya
olduğu seçim aslında basittir: dünyanın birçok megakenti gibi olmak, ya da Mumbai
(Bombay), Cakarta ya da Nairobi gibi megakentlerden farklı olarak, sorunların önüne
geçebilen ve büyüyen kentleşme ile herkes için iyileşen hayat standartları ve sağlıklı
çevre hedeflerini dengeli bir şekilde bir arada tutmayı başaran çekici ve tekil bir 21.
yüzyıl metropolü olmak.

İstanbul bir kâbusa mı dönüşecek yoksa ilham verici bir örnek mi teşkil edecek? İşte
bugün karşı karşıya olduğumuz soru budur. Bu bakımdan, önümüzdeki birkaç sene,
bundan sonra gelecek İstanbullu nesillerin refahı ve mutluluğu için belirleyici
olacaktır. Bu yeni ve son derece iddialı kentsel projeler, eğer söylendiği gibi
İstanbul’un coğrafyasına paraşüt gibi iniverecek olursa, birinci senaryo
gerçekleşecektir. Buna karşılık, bahsi geçen devasa yatırımlar kentin mevcut
özelliklerinin gelişimi için değerlendirilecek olursa, çevresiyle, hayat kalitesiyle
İstanbul’un korunması ve çekici kılınması mümkün olacaktır.
Şunu belirtmeliyiz ki İstanbul, birçoklarını kıskandıracak şekilde, ikinci yolu
seçebilecek durumdadır. Gerekli bilgi, kaynak ve peyzaj kalitesinin hepsi burada
mevcuttur. Aslında buna uygun politik vizyon da mevcuttur: AKP’nin 2011 seçim
bildirgesinde 2023 Türkiye’si için ortaya koyduğu beş ana hedeften biri, yaşanabilir
çevreler yaratmaktır. Tam da bunu sağlamak için, Arnavutköy için geliştirmiş
olduğumuz kentleşme ile su havzalarının korunması arasında çözülemezmiş gibi
görünen çatışmayı ele alarak bunları birbirini besleyen bir bütünün parçaları olarak
kurgulayan yaklaşımımızın, İstanbul’da somut olarak neyin elde edilebileceğini
modelleyen bir yaklaşım olarak değerlendirilmesini önermekteyiz. İstanbul’un
geleceğine ilişkin ilginin bu kadar arttığı bir dönemde metropolün karşı karşıya olduğu
sorunlar sistematik ve ilişkisel bir şekilde ele alınmalıdır. Tehlikede olanın ne olduğu
sorusundan yola çıkacak olursak yapılması planlanan müdahalelerin ne gibi sonuçlar
doğuracağını kapsamlı bir şekilde hesaplamalıyız. Biyoçeşitliliğe, ormanlık alanlara,
tarıma, suyun teminine, hammaddelerin ulaştırılmasına ve kentlilerin rekreasyon
ihtiyaçlarına kadar birçok başlıkta nelerin tehdit altına gireceğini değerlendirmeliyiz.
Bu tehditlerle başa çıkılabilir mi? Özellikle yeni afet alanlarına ilişkin kentsel dönüşüm
yasası ile gelişen kentsel dönüşüm dinamiği bağlamında mevcut kentsel altyapının
daha etkin ve optimal kullanımı söz konusu olamaz mı? Böylece gereksiz
harcamaları kısmak ve zarara yol açmamak söz konusu olmaz mı? Mevcut kentsel
alanların sürdürülebilir büyümesi sağlanabilir mi? Kentin ihtiyaç duyduğu yeni
altyapılar İstanbul’un sürdürülebilirliğini tehdit etmeyecek yeni yaklaşımlarla
sağlanamaz mı?

Soru şöyle de sorulabilir: tüm alanın gelişimi bütünsel biçimde ele alınacak olduğunda
bundan İstanbul’un kazanacağı artı değer nedir? Bizim tezimiz; içme suyu tedarikinin
geleceğine, ekolojiye, ormanların parçalanarak ufalanmasının engellenmesine,
tarımsal üretimin geleceğine, kısacası iyi kentsel planlama ve iyi mimarlığın yanı sıra
geleceğin kentini çekici kılan bütün bu diğer konulara da birlikte bakılacak olursa
İstanbul için çok farklı, sürdürülebilir ve daha cazip bir mekânsal düzenleme ortaya
çıkarılabileceğidir. Altyapı ihtiyaçları ile bütünleşik biçimde çalışarak sürdürülebilir
alan gelişimi elde edilebilir.

Dolayısıyla, biz İstanbul’da yeni bir koalisyonun kurulması gerektiğine inanıyoruz.
Geleceğin kentinin hayat kalitesini beşeri, ekonomik ve ekolojik boyutlarıyla ele alarak
iyileştirmeye çalışan kurumların, bireylerin ve şirketlerin bir araya geldiği bir koalisyon
oluşturulmalı. Bu koalisyon sadece yorum yapmakla, politik ve entelektüel pozisyon
geliştirmekle kalmamalı, gerekli durumlarda planlama yapmak üzere kolları sıvamalı:
mevcut planlara alternatif olacak dinamik bir eylem planını geliştirmekle başlayarak
“kent yapmak” eylemine aktif olarak katılmalı. Biz, İstanbul için ikinci seçimin
yapılmasından yanayız; yaşanabilir bir İstanbul için, İstanbul’un yapımına aktif olarak
katılmaya devam konusunda ısrarcıyız.

İmzalayanlar

5.Uluslararası Rotterdam Mimarlık Bienali: Making City küratörleri
Asu Aksoy (Istanbul), George Brugmans (Amsterdam), Joachim Declerck
(Brussels), Kristian Koreman and Elma van Boxel (Rotterdam), Fernando de
Mello Franco, Marta Moreira, Milton Braga (São Paulo), Henk Ovink (The
Hague)
6. Uluslararası Rotterdam Mimarlık Bienali: URBANbyNATURE küratörü
Dirk Sijmons (Amsterdam)
1.İstanbul Tasarım Bienali Musibet Sergisi küratörü
Emre Arolat (İstanbul)