GÜNCEL
Giriş Tarihi : 16-10-2021 20:55   Güncelleme : 16-10-2021 20:55

Kentleri Görmeyen Otoyol!

'Deprem paralarını ne yaptınız?.

Kentleri Görmeyen Otoyol!

Fakir Yılmaz

Deprem paralarını ne yaptınız?. Ya 128 milyon doları?.. Hatta daha ileriye de gidilip, 'kırmızı, mavi yeşil kategoride aranan ve başına 5 milyon, 3 milyon, 1 milyon ödül konan "etkisiz hale getirildi" denilerek 40 yıldır bitmeyen ama hep biten, terörü bitiriyoruz' denilip, buraya ayrılan paraların hesabı  sorulduğunda "yol yaptık, köprü yaptık, siz bir kurşunun kaç lira olduğunu biliyor musunuz?' savunması yapan 20 yıllık iktidarın hakkını yememek gerek..

Her ne kadar yapılanların 5 müteahhit aracılığıyla hem de torunumun torunu borçlanırken Marmaris'e giden yollara köprülere bakmak yeter artar bile.

'Ne demokrasisi, insan hakları, adalet onlar bahane siz bilmiyorsunuz terör bölecek' dediği ama kimsenin bölmediği, bölmek istemediği ülkenin bölünmüş denilen yollarının bir türlü bitmediğini yazarken kendimi yoldan çıkmış olarak paralı otobanda bulu veriyorum.

Kafkasya'ya açılan yolun üzerinde bulunan Ulgar gibi tünellerinin açılmadığı bir zamanda ve bir tren istasyonu kurulamayan, havaalanı yapılmayan, Gürcistan ve Ermenistan'a komşu, iki ülkeye sınır kentinden kalkıp  düştüğümüz yollarda yaşanacak bir depremle %70 inin yerle bir olacağı iddia edilen gecekondu metropolu İstanbul'a geldik o yollardan.
Yetmedi her geçişi bir uçak bileti parası olan Osmangazi köprüsüne ulaşmak için ya bedava denen ama onların da paralı olduğu marmara boğaz köprülerinden, olmadı, deniz altından geçip  tatil kenti Marmaris'e, yani deniz sezonunun kapandığı bir zamanda Ege'ye doğru yol almaya başladık kesintisiz ama çok paralı otoyoldan.

Bir türlü yapılamayan yerli araba gibi  yaşanan orman yangınlarından önemini anlayıp, aradığımız, kiraladığımız uçakların pist olarak kullanabileceği genişliği ve güzelliğindeki yolların kep batıya yapıldığını gördüğüm İstanbul-İzmir yolu boyunca isimleri oksijen olan tesisler dışında ne bir şehir, ne bir kasaba nede bir belde ya da köyle karşılaşmamanın üzüntüsünü yaşıyorum, '80 yıl boyunca yoktu, 20 yıldır yani bugün var.. Nankörler şükredin' diyerek..

En çok üzüldüğüm de Çıldır gölü gibi batı yakasını özlediğim körfezi saran Gölcüğü, babamın son yıllarını geçirdiği Yalova'yı  yetmedi 4. metropol Uludağ'ı Bursa'yı, siyasi cinayetlerin işlenebileceği söylenen bir zamanda hala karanlıkta kalan kamyon cinayetinin yaşandığı Çatlarcasına ayranını içemediğim Susurluğu göremedim..

Kentleri, kasabaları öteleyen Balıkesir'i es geçen  kömürü ile ünlü Soma'yı, ihtiyacını hissettiğim bir yaşta Osmanlı padişahlarını ayakta tutan mesir macununu tatmadan geçtiğim Manisa'yı, 'gavur var' diyerek adı ağızlara alınmak istenmeyen İzmir'e "ileri marş marş" şarkısıyla el sallattıran paralı otobanda delik cebimin içine incir ağacı dikilmiş halde Aydın'a yaklaşmıştım. Ve adının başında Türkiye olmasına karşın üye sayısı bir elin beş parmağını geçmeyen Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Gazeteciler Federasyonu, Basın Konseyi, başında bulunduğum Ardahan Gazeteciler Cemiyeti gibi İzmir Gazeteciler Cemiyeti, Basın İş Sendikası Ekonomi Muhabirleri Derneği gibi kuruluşların ve CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu'nun da katılacağı ve fikir teatisinde bulunacağını düşündüğüm toplantıya katılmak için kentleri görmeyen yollara düştüğümü anladım. Ambulansların bile durdurulup, para alındığına da şahit olurken..