GÜNCEL
Giriş Tarihi : 14-10-2021 23:17   Güncelleme : 14-10-2021 23:17

Etyen Mahçupyan: İYİ Parti devlete göz kırpar mı?

Olumlu gözüken her değişim hamlesi çok kısa bir süre içinde tavsıyor ve sistem ‘aslına’ dönüyor. Sisteme mesafe almaya çalışanlar kolayca ve sanki kaçınılmaz olarak ‘sistemleşiyorlar’.

Etyen Mahçupyan: İYİ Parti devlete göz kırpar mı?

Seçimlerin ve ittifakların konuşulduğu siyaset ortamında muhalefetin önemli bir kesiminin umudu Millet İttifakı’nın olası bir seçimi kazanarak iktidara gelmesi. Ancak siyasetin ve devletin kurumlarının iktidar tarafından fazlasıyla tahrip edildiği koşullarda ‘Millet İttifakı’nın olası bir iktidarı, gerekli demokratik revizyona gerçekleştirebilir mi?’ sorusu iki partinin yapısı nedeniyle kaçınılmaz olarak akıllara geliyor.

Etyen Mahçupyan da, ‘Serbestiyet’deki “İYİ Parti devlete göz kırpar mı?’ başlıklı yazıda bu soruya yanıt arıyor.

Mahçupyan, iktidardan kurtulmak isteyen muhaliflerin durumunu şöyle anlatıyor:

“Cumhur İttifakı iktidarında akılsızlığın ve yozlaşmanın giderek artıp sistemleşmesi karşısında birçok kişi bir an önce bu yönetimden ‘kurtulacağımız’ günü bekler hale geldi. Şaraplardan birinin tadına baktığında ötekinin daha iyi olduğunu, çünkü tattığı şaraptan daha kötüsünün olamayacağını söyleyen kişiye benziyoruz. Giderek bu yönetimden daha kötüsünün olamayacağı konusunda o kadar eminiz ki, bir sonrakinin nitelikleri hakkında düşünmeyi bile lüks görebiliyoruz.”

Bu toplumsal halin psikolojik açıdan anlaşılır bir durum olduğunu söyleyen Mahçupyan, “Ancak Türkiye demokrasi açısından yerinde sayan, patinaj yapan bir ülke. Olumlu gözüken her değişim hamlesi çok kısa bir süre içinde tavsıyor ve sistem ‘aslına’ dönüyor” uyarısından sonra, “Devlet bir mıknatıs alanı gibi, kendisinden her uzaklaşmaya çalışanı yine kendisine çekiyor. Sisteme mesafe almaya çalışanlar kolayca ve sanki kaçınılmaz olarak ‘sistemleşiyorlar’” diyor.


 
Mahçupyan, önümüzde siyasetin iki ana meselesi olduğunu bunlardan birinin bu iktidardan kurtulmak, diğerinin ise devleti ve devlet-toplum ilişkisini vatandaşlığa dönüştürmek olarak görüyor. Mahçupyan, bu tespitin hemen arkasından ise şu uyarıyı yapma ihtiyacı duyuyor: “Çok sayıda kişi bunların ‘sıralı’ olarak gerçekleşebileceğine, önce iktidarın el değiştirmesi gerektiğini, ardından demokratik dönüşümün olabileceğini düşünüyor. Ama bence bu bir boş hayal… Çünkü bu iktidarı devirdikten sonra ne yapılabileceği, iktidarın nasıl ve niçin devrileceğinden bağımsız değil. Esas olarak iktidarı devirmeye odaklanmış bir muhalefetin devletin demokratikleştirilmesi yönünde anlaşması zor. Bunun nedeni sadece aralarındaki yaklaşım farklılığı değil. Bizzat devlet o etapta işin (siyasetin) içinde olacak olduğu için. Sadece iktidar devirmeye odaklı bir muhalefet devlet açısından ideal bir ‘av’… Hele muhalefetin büyük aktörlerinin ‘devlet bilinci’ devletin istediği gibi ise…”

Mahçupyan, yazısına şöyle devam ediyor: 

“O nedenle daha önce Demokrat Parti, Anavatan Partisi ve AK Parti ile yakalanıp harcanmış fırsatların bir yenisi ile karşı karşıya olma ihtimalini gözden ırak tutmamak lazım. Seçim yapılabilir, bu iktidar gidebilir, muhalefet koalisyonu yönetime gelebilir ve birkaç yıl sonra geriye baktığımızda pek bir şeyin değişmediğini, hâlâ aynı devlet zihniyeti ile yaşadığımızı, patinaja devam ettiğimizi görebiliriz.

Oysa şu an sahip olunan fırsatın işe yaraması açısından önemli bir avantaj var. Demokrat Parti sistemde birkaç ‘pencere’ açarak devletin merkez dışındakiler için de ‘makul’ hale getirilmesi girişimiydi. Anavatan deneyimi sistem içinden gelen bir aktörün devleti ‘makul’ rasyonelleşmeye ve dünyaya açılmaya davet etmesiydi. AK Parti ise sistemin çeperinden gelenlerin ‘makul’ vatandaşlığı devlete kabul ettirme isteğini ifade etti.