KADIN
Giriş Tarihi : 29-03-2021 11:51   Güncelleme : 29-03-2021 11:51

Kadınların nasırına bastınız!

Geçtiğimiz hafta sonu bir gece yarısı, tek kişinin imzasıyla yeni bir tartışma konusu ülke gündemimize eklendi. Türkiye, ilk imzacısı olmakla övündüğü, İstanbul Sözleşmesi’nden çıktı. 24 Kasım 2011'de Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde 247 vekilden 246’sının kabul oyu ile sözleşmeyi parlamentosundan geçiren ilk ülke iken, bununla övünürken, bu defa TBMM’i yok sayılarak Cumhurbaşkanının 3718 no’lu kararı ile sözleşmenin feshedilmesine karar verildi.

Kadınların nasırına bastınız!

 

Gaye USLUER

Geçtiğimiz hafta sonu bir gece yarısı, tek kişinin imzasıyla yeni bir tartışma konusu ülke gündemimize eklendi. Türkiye, ilk imzacısı olmakla övündüğü, İstanbul Sözleşmesi’nden çıktı. 24 Kasım 2011'de Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde 247 vekilden 246’sının kabul oyu ile sözleşmeyi parlamentosundan geçiren ilk ülke iken, bununla övünürken, bu defa TBMM’i yok sayılarak Cumhurbaşkanının 3718 no’lu kararı ile sözleşmenin feshedilmesine karar verildi.

Kısa bir hatırlatma ile başlayalım.


İstanbul Sözleşmesi, Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin bir Avrupa Konseyi Sözleşmesidir. 11 Mayıs 2011'de İstanbul’da imzaya açılış olup, 1 Ağustos 2014 tarihinden itibaren de yürürlüğe girmiştir. Bu sözleşme 45 ülke ve Avrupa Birliği tarafından imzalanmış olan uluslararası insan hakları sözleşmesidir.

Sözleşmenin amacı kadına yönelik her türlü şiddeti ortadan kaldırmak ve kadınların insan haklarını korumaktır. Aslında bu anlaşmayla ilk kez üye devletler kadına yönelik her türlü şiddeti önlemek, mağdurları korumak ve failleri kovuşturmak konusunda hem birleştiler, hem de zorundalık içine girmiş oldular. Önemli ve unutulmaması gereken husus ise sözleşmenin imzalandığı andan itibaren taraf devletleri hukukî olarak bağlamasıdır. Sözleşmeyi imzalayan tarafların sözleşme kapsamında vermiş oldukları taahhütler, bu sözleşme kapsamında oluşturulmuş bağımsız uzmanlar grubu olan GREVIO tarafından izlenmektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ise, yasal dayanak olarak, sözleşmenin üye devletlerde uygulanmasını denetlemektedir.

İstanbul Sözleşmesi, özellikle kadınlara ve kız çocuklarına yönelik şiddetin önlenmesi olmak üzere güçlü bir şekilde şiddetin önlenmesine odaklanmaktadır. Aynı zamanda erkeğe yönelik şiddetinin önlenmesi gerektiğinin de farkındadır ve kabul eder, ancak birincil odak noktası kadındır. Sözleşme'nin bu konudaki tavsiyesi kadın ve erkek eşitliğini sağlamanın kadına yönelik şiddetin önüne geçeceği yönündedir. Bu tanım sonrasında sözleşme, taraf devletlere şiddeti önleme yükümlülüğü getirmektedir. Açıklayıcı metinde ise cinsiyet, cinsel yönelim, cinsel kimlik, yaş, sağlık ve engellilik durumu, medeni hâl, göçmen ve mültecilik gibi durumlarda ayrımcılık yapılmaması gerektiği de ayrıca vurgulanmaktadır.

Türkiye'de 2010-2019 yılları arasında kadın cinayetlerinin düşüş gösterdiği tek yıl, sözleşmenin imzalandığı yıl olan 2011 yılıdır. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu raporlarına göre Türkiye'de bu 10 yılda toplamda 2296 kadın cinayeti yaşanmıştır. Bunun nedeni bazı gerici ve muhafazakâr söylemlerde dile getirildiği şekliyle İstanbul Sözleşmesi’ni imzalamış olmamız değildir. Bu sözleşmeyle birlikte ülkemizde konuya ilişkin farkındalık artmıştır. Ülkeyi yönetenler istemeseler de reel rakamlarla yüzleşmek zorunda kalınmışlardır.

İstanbul Sözleşmesi kadına yönelik şiddeti ve aile içi şiddeti önleme amacı taşımakta, özel yaşam biçimlerine müdahale etmemektedir. Sözleşmenin kadın-erkek arasındaki cinsel farklılıkları sona erdirme gibi bir misyonu bulunmamaktadır. Sözleşme metninde hiçbir şekilde kadın ile erkeğin "aynılığına" ima bulunmamaktadır. Sözleşmede aile tanımı yapılmadığı gibi ve bu konuda herhangi bir teşvik/yönlendirme de bulunmamaktadır. Bazı muhafazakâr yayın organlarında ve dini cemaatlerde ise Sözleşmenin "Türk aile yapısını bozduğu", "eşcinselliğe yasal zemin hazırladığı" yönünde yayın ve propagandalar yapılması bu anlamda hazindir, ürkütücüdür.

3 Temmuz 2017'de GREVIO Türkiye'ye ilişkin ilk raporunu yayımladı. Raporda atılan olumlu adımlar için memnuniyet dile getirilirken kadına yönelik şiddeti sonlandırmak için yasal düzenleme, politika ve tedbirlerdeki eksikliklere vurgu yapıldı ve bu kapsamda sözleşmenin daha etkin uygulanması için öneriler sunuldu. Bu denetleme raporu Türkiye’de kadına şiddet konusunda önemli bir değerlendirme olup, raporda ki eksiklikler Türkiye için zorunlu bir yaptırım sürecinin başlamasına neden olmuştur.

İstanbul Sözleşmesi TBMM’de onaylandığında (24 Kasım 2011) dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’dı. Dönemin Başbakanı o zaman Sözleşmenin hazırlanması ve sonuçlandırılmasında Türkiye'nin "öncü rol" oynadığına dikkat çekmiş ve sözleşmeye "taraf olunmasının ülkemize ilave bir yük getirmeyeceği”, gibi, ülkemizin gelişen uluslararası saygınlığına olumlu katkıda bulunacağını da dillendirmiştir. Yani İstanbul Sözleşmesi’nden memnundur.

Bugün sözleşmenin feshini imzalayan ve sözleşmenin kaldırılması konusunda söylemlerde bulunan, hemen hepsi erkeklerden oluşan muhafazakâr ve dinci cemaatlerle aynı görüşü paylaşan kişi yine aynı kişidir. Bu defa Cumhurbaşkanıdır. Üstelik bu defa sözleşmenin imzalanmasından bu yana 10 yıl geçmiştir. Fikirlerde ve bakış açısında bu denli değişikliğin oluşması nasıl gerçekleşmiştir. Tek başına bu durum bile yaman çelişkidir.

İstanbul Sözleşmesi’nde temel kavramlar “toplumsal cinsiyet eşitliği” ve “şiddetin önlenimi”dir

Bu nedenle esas sorun, İstanbul Sözleşmesi’nin “toplumsal cinsiyet eşitliği” ve “kadına şiddet” konusunda farkındalığı artırmasıdır.

Esas sorun kadınların bu farkındalıkla birlikte, hak arama talepleri ve itirazlarının olmasıdır.

Bugün Türkiye’de siyasi görüşlerinden ve oy verme eğilimlerinden bağımsız, bütün kadınlar, İstanbul Sözleşmesi ve bu sözleşme nedeniyle yürürlüğe girmiş olan 6284 sayılı yasanın kendilerine tanıdığı haklar için mücadele veriyorlar, vermeye devam edecekler.

Türkiye’de siyasi görüşlerinden ve oy verme eğilimlerinden bağımsız, bütün kadınlar, ülkelerinde eşit ve şiddetten uzak yaşama hakkı için birleşiyorlar.

Siyaset Kurumunun ERİL bileşenleri, kadınların seslerini duymak, taleplerini yanıtlamak zorunda. Kadınların gerçekten yanlarında olduğunu kanıtlamak zorunda.

Unutmayalım ki bugün sokakta, meydanlarda direnen ve itiraz eden 42 milyon kadın, seçimlerde Türkiye’nin kaderini belirleyecek.