GÜNCEL
Giriş Tarihi : 09-02-2021 12:38   Güncelleme : 09-02-2021 12:38

Atatürk'ü Öğrenmek Herkesin Harcı değil

SARAY hanedanlığı, biatçı saray burjuvazisi, sarayın gözdesi ruhban sınıfı aristokrasisi, tarikat, cemaat şeyhleri, giderek yoksullaşan büyük kitleler, milyonlarca asalak Suriyelinin yanısıra, sayıları azalmayıp artan nafakalarını çöp konteynırlarından çıkaran köleleşen bizim insanlarımız...

Atatürk'ü  Öğrenmek Herkesin Harcı değil

 

 

Adeta feodal beye bağlı, süzerenler, vassallar, ruhban sınıfı ve serflerden oluşan orta çağ Avrupa’sına benzer sosyal yapı...

 

Toplumumuz AKP iktidarı sürecinde yaşamaya başladığı bir sosyo/ekonomik/kültürel yozlaşma metaforundan geçiyor.

***

BUGÜN mutsuz, huzursuz, etik, estetik ve akli değerlerden, sorgulayıcılık, araştırıcılık heyecanından uzak, bilimden, çağdaş uygarlık normlarından bihaber, insanlık değerlerinden, ulus kültüründen kopuk...

 

Mutluluk nedir, ona nasıl ulaşılır bilmeyen bir asosyal ortamda yaşamak zorunda isek eğer bunun nedeni Cumhuriyetimizin temel kuruluş ilkelerine sahip çıkacak yeterli sayıda insana sahip olamayışımızdır.

 

Oysa eşsiz Atatürk sadece Türk ulusuna değil, tüm insanlığa bu değerlere nasıl ulaşılacağının, nasıl sürdürülebilir hale getirilebileceğinin yolunu, yordamını göstermişti.

 

Bütün insanlık bunu anladı, öğrendi ancak bir biz hâlâ öğrenemedik.

 

Uygar ülkeler Atatürk’ün heykellerini dikiyor, adını caddelere meydanlara veriyor, geleceklerine hazırladıkları gençlerin olgunlaşmaları için hayatını, eserlerini okullarda ders olarak öğretiyorlar.

 

Neden acaba?

 

Verdiği barış, özgürlük ve insana, çevreye, bilime saygı mesajları uygar dünyanın bilincinde kökleşmiş durumda...

 

Biz ise Atatürk’ü öğrenmenin, tanımanın çok uzaklarındayız.

 

Uğur Mumcu’nun dediği gibi bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmanın gayya kuyusuna düştük.

 

Eşsiz önderin düşünce sisteminin dogmatik değil, pragmatik olduğunun ayırdını bile yapamayan kimileri Atatürk’ü sağa, kimileri sola çekiyor.

 

Geniş vizyonerliğini göremeyen kimilerine göre Atatürk Asyalıdır, kimilerince Avrupalı...

 

Alafranga Atatürkçüler! var, Kemalist faşistler! var.

 

Atatürk’ün kişiliği, ilkeleri, eserleri, mesajları yeterince öğrenilmedikçe “Gordrop Atatürkçülüğü” benzeri daha çok yakıştırmalar duyarız.

 

Bir yazar da “Ama hangi Atatürk” diye kitap yazmıştı ya...

 

Hangi değil, bir eşi daha olmayan tek bir ATATÜRK...

 

Yaratıcılığını kullanırken kişisel ilkelerinden en ufak ödün vermeden, hedefinden hiç sapmadan kararlarını uygulamaya geçirme aşamasında önüne çıkan engelleyici koşullara göre strateji uygulayan ve hiç gerilemeyen, yenilmeyen ATATÜRK...

 

İşte strateji ustası Atatürk’ten bir anekdot:

 

Cumhuriyetin ilanın arifesi...

 

Atatürk’ün yakın silah arkadaşları Rauf Orbay, Kazım Karabekir, Ali Fuat Cebesoy ve Refet Bele saltanat ve hilafet makamının kaldırılmasına karşılar.

 

Paşalar Atatürk’ü Refet Paşanın Keçiören’deki evinde bir yemeğe davet etmişlerdir.

 

Mustafa Kemal Paşa yemek davetinin amacın ne olduğunu hemen anlamıştır.

 

Rauf Orbay Mustafa Kemal Paşaya Meclisin saltanat makamının ve belki de hilafetin ortadan kaldırılması endişesi ile azap çektiğini söyleyerek, “Sizden ve sizin gelecekte alacağınız vaziyetten şüphe etmektedir. Bu nedenle meclisi milletin umumi efkârını tatmin etmemiz gereğine inanıyorum” diyor.

 

Bu sözlerin üzerine Mustafa Kemal Paşa Rauf Orbay’a saltanat ve hilafetle ilgili görüşünü sorar.

 

Rauf Orbay’ın yanıtı özetle şöyledir:

 

“Ben, saltanat ve hilafet makamına vicdanen ve hissen bağlıyım. Çünkü benim babam, padişahın nimeti ve ekmeğiyle yetişmiş, Benim de kanımda o nimetin zerreleri vardır. Padişaha sadakatimi muhafaza etmek borcumdur. Halifeye bağlılığım ise terbiyem icabıdır. Saltanat ve hilafet makamını kaldırmak, lağvetmek, felaket ve hüsrana mucip olur. Asla caiz değildir.”

 

Refet Bele de aynı görüşü paylaşır. O an orada olmayan Kazım Karabekir ve suskun kalan Ali Fuat Cebesoy da saltanatın kaldırılmasına karşıdırlar.

 

Mustafa Kemal Paşa’nın saltanatın kaldırılıp Cumhuriyet yönetiminin kurulması konusundaki düşüncesi nettir. Ancak

 

paşaların karar öncesi ortalığı bulandırmamaları için eşkâl vermez ve bir kâğıda şunları yazarak paşalara okur:

 

“Konu bugünün işi değildir. Meclis’te bazılarının telaş ve heyecana kapılmalarına da gerek yoktur. Saltanat ve hilafet işi meclisin işidir.”

 

Paşalar Mustafa Kemal Paşa’dan kendi isteklerine aykırı bir hamle gelmeyeceği inancıyla rahatlarlar.

 

Mustafa Kemal Paşa meclis toplandığında kâğıda yazdıklarını orada da okur. Böylece Meclisten ne karar çıkacağını doğru tahmin etmenin rahatlığı ile inisiyatifi Meclise bırakmıştır.

 

Meclisten beklediği gibi saltanatın kaldırılıp Cumhuriyet yönetiminin kurulması kararı çıkar.

 

Alınan karar üzerine Meclis üyelerinden biri saltanatın kaldırılması lehinde konuşma yapıp, saltanatın kaldırıldığı günün resmi bayram olmasını ister.

 

Kimdir o kişi?

 

Padişaha sadakatini muhafaza etmenin borcu olduğunu, halifeye bağlılığının ise terbiyesi icabı olduğunu, bu makamı lağvetmenin

 

felakete neden olacağını, asla caiz olmadığını söyleyen Rauf Orbay...

 

Kimdir bu strateji ustası?

 

“Dinlenmemek üzere yürümeye karar verenler, asla ve asla yorulmazlar” diyen ATATÜRK...

 

“Ben bir işte nasıl başarılı olacağımı düşünmem. O işte nelerin engel olacağını düşünürüm. Engelleri kaldırdığımda iş zaten kendiliğinden yürür. Herhangi bir zorluk önünde kaldığım zaman benim yaptığım iş şudur:

 

Durumu iyice belirlemek, sonra bu durum karşısında alınacak önlemlerin ne olduğuna karar vermek. Bu kararı bir kere verdikten sonra artık acaba yapayım mı, yapmayayım mı, diye kararsızlık göstermemek, duraksamadan kararı uygulamak ve başaracağıma inanarak uygulamak...

 

Uygulama aşamasında milletime gider anlatır, onlar gerekliliğine ikna olduktan sonra kararı uygulamak için kendimi görevlendiririm” diyen ATATÜRK...

 

Norveç’te bir işi başaramamaktan korkanlara “Mustafa Kemal gibi düşün başarırsın” dedirten ATATÜRK...

 

“Eğer benim sözlerim bir gün bilimle ters düşerse bilimi seçin” diyen ATATÜRK

 

***

SANKİ Atatürk tanımak öğrenmek için neredeyse yabancılara muhtaç hale düştük.

 

Fransız yazar Claude Farrère, “O, yüce bir dağa benzer. Eteğinde yaşayanlar bu yüceliği fark edemezler. Bu dağın azametini kavrayabilmek için, O'na çok uzaklardan bakmak gerekir” diyordu.

 

Alman Tarihçi Prof. Herbert Melzig ise Atatürk’ün sıra dışılığını şu sözlerle ifade etmişti.

 

“Atatürk’ün reformları ve sözleri göklerde bayrak gibi dalgalanıyor. Bu bayrak dünyaya barışı getirecektir ve bizler bu büyük insanın düşüncelerini bile takip edebilecek güçte değiliz. ”

 

Biz Atatürk’ün adını, eserlerini unutturmaya çalışıp, büstlerini çöp bidonlarına atıp, heykellerine baltalarla saldıraduralım;

 

Yunan Katmerini gazetesi 11 Kasım 1938 günü sanki bizleri utandırmak istercesine şunları yazmıştı

 

“Ülkeler, büyük adamlar için çok heykeller dikecekler ve şanlı yollarda kendilerine iyi kılavuz olanları hep hatırlayacaklardır.

 

Ama Türkiye, dağları delmeli, en derinlerde bile olsa arayıp bulacağı en değerli taştan Kemal Atatürk’ün heykelini yapmalıdır. Çünkü Türkiye, dost-düşman herkesin kıskandığı, hayran kaldığı bir insana sahip olma şansına kavuşmuştu. Onun ölümü, sadece Türkiye için değil, bütün dünya uygarlığı için büyük bir kayıptır.”

 

Geçtiğimiz günlerde sosyal medyada Atatürk’ün sıradışılığının, eşsiz niteliklerinin dile getirildiği paylaşımlara yer verilmişti,

 

Bu paylaşımlardan rahatsız olan sözde Atatürkçü bir Hanım aklı başında her yurtseverin asgari ölçüde sahip olması gereken nitelikleri Atatürk’e atfen sayarken Atatürk’ün sıradışılığının vurgulanmasına “vıcık vıcık yazılar” diyordu.

 

Hanımefendi yabancı bilim insanlarının, devlet adamlarının Atatürk’le ilgili yorumlarını, neler söylediklerini, merak edip kendi deyimiyle o “vıcık vıcık” sözleri okusaydı, kendini test etmeyi düşünür müydü acaba?

 

Özellikle yaşadığımız bu kapkaranlık dönemde her aklı başında yurtseverin ulusumuzun aydınlığa kavuşması için Atatürk ilkelerine bağlılığını yüreklerinin her damarında hissetmelerinin, Atatürk’le ilgili öğrendikleri, öğrenecekleri her bilgiyi beyin kortekslerinin her hücresine nakşetmelerinin gerektiği günlerden geçerken...