GÜNCEL
Giriş Tarihi : 09-02-2021 11:15   Güncelleme : 09-02-2021 11:15

Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerine terörist demek bu kadar kolay mı?

Recep Tayyip Erdoğan’ın dilediğine her türlü suçlamayı yapabilecek hakkı kendinde gördüğü bir gerçek. Öfkesine yenilip başta CHP olmak üzere muhalif kimi partilere en hafifinden terörist destekçisi dediğini biliyoruz. En son Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerine “öğrenci misin, terörist misin” demesi her ne kadar soru kılıklı gibi görünse de onları da “terörist” gibi gördüğünün ifadesi. Peki bu kadar kolay mı birilerine “terörist” demek? Hukuk/akademi dünyasında üzerinde fikir birliğine varılmamış bir kavramdır “terör” kavramı. Uluorta kullanmak doğru mu?

Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerine terörist demek bu kadar kolay mı?

 

Boğaziçili öğrenciler terörist mi? Soru elbette saçma. Yanıt verme çabası bile aslında zaman kaybı. Ancak ülkenin Cumhurbaşkanı onları “terörist” gibi görmekte bir sakınca görmüyor. Öfkeyle söylendiği iddia edilse de Recep Tayyip Erdoğan’ın her önüne gelene terörist yaftasını yapıştırması öylesine geçilecek bir olgu değil. Çünkü Erdoğan’ın kızgınlığını en iyi yansıttığını düşündüğü bu yaftalama hem politik hem de akademik alanda “kullanılması doğru mu?” sorusuyla birlikte yıllardır tartışılan bir konudur. Dolayısıyla her kim kullanıyorsa tanımı konusunda üzerinde anlaşılamamış bir sözcüğe hem fazla hem de insafsız bir anlam yüklemiş oluyor. Öğrencilere bu tür bir suçlama yapmanın haksızlığı bir yana bu yanlış bir kullanımdır. 

NERDEN ÇIKTI BU TERÖR?
Kökeni, “korkutmak” anlamına gelen Latince bir kelimeye dayanıyor öncelikle. Antik Romalılar tarafından MÖ 105 yılında şiddetli bir savaşçı kabilenin saldırısı nedeniyle ortaya çıkan paniği tanımlamak için kullanılan “terör cimbricus” ifadesinin bir parçası aslında.  Yaygın kullanımı Fransız Devrimi sırasındaki uygulamaların tanımlanması nedeniyledir.  Fransa’daki “terör dönemi” bitince, güç tehdidiyle konumunu kötüye kullanan kişi “terörist” sözcüğüyle tanımlanır oldu. İngiltere’de bir gazeteci Fransız İhtilali’nin önderlerinden Robespierre’i anlattığı bir yazısında Robespierre’in eylemlerini, kendi yarattığı “terörizm” kelimesiyle tanımladı. O kadar tuttu ki sözcük, bu yazıdan üç yıl sonra ünlü Oxford İngilizce Sözlüğü'ne resmen eklendi. 1794 yılına ait bir Oxford Sözlüğü’nde “Demokrasi ve eşitlik ilkelerinin yayılmasında partizanca baskı ve kan dökme yöntemlerini savunan, uygulayan Jakobenlerin taraftarı veya destekçisi" olarak yer aldı.

Her şeyden önce sözcüğün kendisi, tanımlananı anlamaktan çok anlaşılmasını engelleyen bir işleve sahip. Anlamı çoğu zaman, Erdoğan’da görüldüğü gibi, niyete bağlı olan bir sözcüktür günümüzde. Oysa hangi bağlamda kullanılacağı uluslararası kurumlar tarafından ortaya konmuştur. Örneğin AB, terörizmi, “amacı gerçekleştirmek için cinayet, adam kaçırma, bir topluğu ciddi şekilde korkutma, bir hükümeti veya uluslararası kuruluşu herhangi bir eylemi gerçekleştirmeye ya da gerçekleştirmekten kaçınmaya zorlamak, nihayet bir ülkenin veya uluslararası bir örgütün temel siyasi, anayasal, ekonomik veya sosyal yapılarını ciddi şekilde istikrarsızlaştırmak veya tahrip etmek” olarak tanımlıyor. .

Bu tarifte Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerini tanımlayan ne var? En yakın görünen, “bir hükümeti veya uluslararası kuruluşu herhangi bir eylemi gerçekleştirmeye ya da gerçekleştirmekten kaçınmaya zorlamak” şıkkıdır ki bu da  “ifade özgürlüğü” ile garantiye alınmış bir hak alanına girdiği için Boğaziçili öğrencileri terörist yapmaz herhalde.

Bu tür sıfatları uluorta kullanmak doğru değil. Her ağzına geleni söyleyemez kişi, konumu ne olursa olsun. Birleşmiş Milletler bile geniş çapta kabul gören bir terörist faaliyet tanımı bulmak için yıllardır çabalıyor. Üzerinde tam olarak anlaşılamamasına rağmen BM üyesi ülkeler “terörizmin uluslararası barış ve güvenliğe aykırı olduğu” konusunda hemfikirler sadece. Ama terörist nedir, kime denir üzerinde anlaşılmış bir tanım yok henüz. Birinin terörist gördüğünü bir diğeri hak savaşçısı gibi görebilir çünkü. Nitekim Erdoğan’ın “terörist” dediği Boğaziçili öğrenciler çoğumuz için birer “demokratik hak savaşçısı”. 

TANIMI ZOR
Terörizm tanımlanması zor bir kavramdır. Son yıllarda hem akademik hem de politik alanda ciddi bir çekişmenin konusudur. Bu nedenle farklı terörizm tanımlamaları mevcuttur. Terör ya da sindirmenin yanı sıra, bir grup veya bir kişi tarafından gerçekleştirilen eylemlerin ne zaman terörizm sayılıp sayılmadığını belirlemek için çok önemli olduğu düşünülen başka faktörler de var. Bunlar arasında, bunlarla sınırlı olmamak üzere, şiddet, zarar ve tehditler; rastgelelik veya ayrım gözetmeyen şiddet; siyasi motivasyon; sivillerin, savaşçı olmayanların ve masumların hedef alınması; terör eylemlerini duyurmaya yönelik kasıtlı girişimler. Bu faktörlerden bazılarını içeren, bazılarını dışlayan, ama bir dizi faktörü de bir araya getiren sayısız farklı tanım vardır,

Uzun süren çabalar sonunda BM Güvenlik Konseyi 2004 yılında şöyle bir tanım oluşturabildi: “Terörizm kamuoyunda veya bir grup kişi veya belirli kişilerde bir terör durumunu kışkırtmak amacıyla ölüm veya ciddi bedensel yaralanmaya neden olmak veya rehin almak amacıyla yapılan sivillere karşı suç eylemleri dahil olmak üzere bir halkı korkutmak veya bir hükümeti veya uluslararası örgütü herhangi bir eylemi yapmaya veya yapmaktan kaçınmaya zorlamak, terörizmle ilgili uluslararası sözleşmeler ve protokoller kapsamında, bunlarda tanımlanan suç teşkil eden diğer tüm eylemleri gerçekleştirmek”.

Buna rağmen sorunlu bir tanım olmayı sürdürüyor “terör” ya da “terörist” kavramları. Çünkü bu kavramlara anlam veren bizim yaklaşımımız. Tek bir anlam çıkarmayı zorlaştıran ise kimin ne olduğuna kimin karar verdiği. Bu nedenle birçok devlet, ne olduğunu tanımlamaktan çok sadece “terörist tehditleri” listeler durumda oldular uzun süre. Ancak 11 Eylül 2001 saldırılarından sonra tüm bunlar değişti. Bu saldırıları takip eden yıllarda, birçok ülke, terörizmin belirli yasal tanımlarının taslak haline getirilmesiyle, terörizmle mücadele mevzuatını modernize etmeye veya oluşturmaya çalıştı. Ama hala başarılı olmuş sayılmazlar.

Bu da beraberinde elbette tartışmalar getirdi. Noam Chomsky gibi akademisyenler haklı olarak, devlet kurumlarının terörizm kavramını genellikle devlet dışı aktörler tarafından gerçekleştirilen yasadışı faaliyet olarak nitelendirdiğini, böylece devlet veya devlet destekli terörizm gibi bir kavramın olabilme olasılığını ortadan kaldırdığını belirtiyor, böylelikle kasıtlı olarak hükümetlerin hâkim güç ilişkilerini ve kurumlarını meşrulaştırmayı amaçladığını ileri sürüyor. (Bkz. “Terrorism, American Style” in World Policy Journal, (24)1: 44-45.)

Tüm bunlar, bilim adamları ile halk için terörizm tanımının ne olduğu, tanımlamayı kimin, ne amaçla yaptığını anlamak kadar, kullanırken ihtiyatlı olma gereğini de ortaya koyuyor. Terörizmi kavramsallaştırma biçimlerinin arkasında ideolojik, politik sebepler var. Bu nedenle tanımın hangi eylemleri içerdiği tartışmaları sürüyor. 

“TERÖRİST” EYLEMLERİNİ NASIL TANIMLIYOR PEKİ?
Bu da önemi bir sorunsal elbette. Terörist olarak etiketlenenlerin eylemlerini nasıl tanımladıkları ciddi bir sorun. Terörist, özgürlük savaşçısı, kurtuluş hareketi aktivisti gibi terimler arasındaki ayrım, terörizmin tanımı kadar tartışmalıdır. Neredeyse bir vecizeye dönüşmüş olan "birinin teröristi diğerinin özgürlük savaşçısıdır" ifadesi tanımlamayı yapan kişinin perspektifinin, dünya görüşünün belirleyici olduğu gerçeğine vurgu yapar. Dolayısıyla "terörist" ya da "hak savaşçısı" kavramları bu sıfatlamayı kimin yaptığına bağlıdır. Başkaları tarafından terörist olarak nitelendirilenler, kendilerini bu şekilde tanımlamazlar. Bunun yerine kendilerini örneğin ulusal kurtuluş hareketlerinin, sosyal, ekonomik, dini mücadelelerin savaşçıları olarak tanımlarlar. Ancak politikacılar, teröristler ile hak aktivistleri arasındaki farklılıkları hesaba katma konusunda iyi niyetli olmadılar. 

Egemenlerin kolayca, insafı da elden bırakarak terörist faaliyetler diye tanımladığı devrimler, ayaklanmalar, grevler “siyasi şiddet” tanımına sokulabilir. Hatta kimi barışçıl protestolar bile. Bunlar kolektif siyasi mücadele biçimleridirler, terörle tanımlanamazlar. Bunları terörizmden ayıran nokta, “siyasi şiddet” başvuranların her zaman bir siyasi çözümün mümkün olduğuna inanmalarıdır.  

Terör, tanımsız ama yöneltildikleri kesimler, kişiler özelinde kolayca değişebilen de bir kavramdır. Yıllarca “terörist” olarak adlandırılan grupların yasal siyasi aktörler haline geldiği biliniyor. Güney Afrika’nın beyaz yöneticilerinin “terörist” dediği Afrika Ulusal Kongresi bugün Güney Afrika devletini yönetiyor. ABD her ne kadar terör listesine alsa da Lübnan Hizbullahı ülkenin en önemli yasal siyasi yapılanmasıdır. Kosova Kurtuluş Örgütü de öyle Filistin Kurtuluş Örgütü de.   

ABD: BİLMİYOR
Teröristi ya da terörizmi tanıma konusunda en zavallı durumda olan ülke ABD. Christopher Hewitt, 2003 yılında yayınladığı “Amerika'da Terörizmi Anlamak” adlı kitabında, kolluk kuvvetlerinin terörizmi tespit etme, engelleme, önleme girişimlerinde karşılaştıkları zorluğun altını çizerken, bu zorluğun tanım üzerinde fikir birliği olmamasından kaynaklandığını vurguluyor. 

Mesele Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerinin “terörist” olmadıklarını kanıtlamak değil, saçma olur böyle bir çaba. Vurgulamak istediğim bu tür suçlamalar dile getirilirken niyetlerin çekiciliğine kapılıp haksızlık yapılmaması. 

Vicdanı olmayabilir kişinin ama hukuk ne diyor ara sıra bakar hiç değilse. Hangi makamda olursa olsun.

Mustafa K ERDEMOL