MHP
Giriş Tarihi : 26-01-2021 13:01   Güncelleme : 26-01-2021 13:01

Bahçeli'den Davutoğlu'na: " Asabımı bozma söylediklerini açıklarsam  insan içine çıkacak halin kalmazdı"

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli açıklamasında, "Koalisyon hükümeti kurmak amacıyla bize geldiğinde söylediklerini açıklamış olsaydık insan içine çıkacak hali kalmazdı. Serok Ahmet menfaat ilişkisini derhal gözden geçirmeli. İcazetli siyasetini sonlandırmalı" ifadelerini kullandı.

Bahçeli'den Davutoğlu'na:

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu’nu eleştirdi. Bahçeli, “Devri iktidarı bereketsizliğin ve belaların kol gezdiği bir döneme tekabül eden Kobani müdavimi, canlı bombaların cirit atmasına Başbakan sıfatıyla göz yumduğu sabit olan Serok Ahmet’in MHP düşmanlığı rastlantı değildir. Her karışıklığın altında parmak izi bulunan Serokun konuşmaya ne hakkı ne de haddi vardır. Biz onun namertliğini iyi biliriz. Şayet koalisyon hükümeti kurmak amacıyla bize geldiğinde söylediklerini açıklamış olsaydık insan içine çıkacak yüzü olmaz, hali kalmazdı. Serok Ahmet sufleyi aldığı yerlerle bağlantısını ve menfaat ilişkisini derhal gözden geçirmelidir. Diyeceğim odur ki, Serok Ahmet yalancıdır, yandan çarklıdır. Kemal Kılıçdaroğlu fren tutmamış yalan bataklığına çakılmıştır. İP’in başkanı yalanı maske olarak takalı zaten çok olmuştur” dedi.

 

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında konuştu. Bahçeli’nin konuşmasından öne çıkanlar şöyle:

BİZ BU TUZAĞA DÜŞMEYİZ:

Hep aynı ilkellikler, hep aynı bildik tahrik ve bayatlamış suçlamalar tekraren tedavüle sokulmuştur. MHP’yi şiddet yanlısı göstermek, sokak diline saplanıp kaldığını iddia ve hatta bu yolla ilzam etmek ayıplı ve ahlaksız bir suçlamadır. İnsan sevgimizin sadakasını versek yedi sülalelerine yetecek olan çevrelerin partimizi kavga ve karışıklıkla bir gösterme çabası hayasız bir tuzaktır. Biz bu tuzağa düşmeyiz, bu oyuna gelmeyiz. Alçakça tezgâhlanmış kara kampanyalara asla teslim olmayız. Hele hele önüne gelenin vurup güç denemesi yapacağı bir kum torbası hiç değiliz. Yumuşak başlı isek de uysal koyun görülemeyiz. Çakallık yapana bozkurt gibi dikiliriz. Bir adım yaklaşana on adımla koşarız. Bir el uzatanı koca bir yürekle kucaklarız. Ancak ülkemize ve ülkülerimize kefen biçen olursa da o kefeni başlarına geçiririz. Bazı gazeteci ve siyasetçilere yönelik son zamanlarda vasat bulan saldırılarla milliyetçi-ülkücü hareket arasında bağ kurmak zorba ve zorlama bir isnattır. Türk milleti uğruna gözümüzü daldan budaktan esirgemeyiz, bunu da mertçe sahipleniriz. Tarafı olmadığımız bir saldırının faili olarak gösterilmek ucuz bir provokasyon taktiğidir. Biz bu tip basit ve bayağı taktiklerin iç yüzünü, arka plandaki sinsi kurguları, masa başında yapılan kanlı planların sahaya taşıma arayışlarını ta 12 Eylül öncesinden beri tanır ve hafızalarımızda saklı tutarız. Hiç kimse şiddet ihalesini üstümüze yıkmaya çalışmasın. Sicili kabarık bir siyasetçinin evinin balkonuna kamera yerleştirip kavga anını kayda aldırması, sonra da dönüp masumiyet pozuna bürünmesi, bununla da yetinmeyip “Bana saldırdılar” çığırtkanlığına tevessül etmesi bildik bir numaradır.

ÇALIŞMALARINDA SONA GELMELERİ, TEHLİKELİ SİNYALLER ARASINDADIR:

ABD’deki Başkanlık makamının devir-teslim dönemine isabet eden bir süreçte Serok Ahmet’in telaşla harekete geçmesi, bu şahsın propaganda makinesi haline gelen sözde gazetenin istismarla yoğrulmuş haberleri, üstelik malum saldırıların gerçekleşme zamanlaması dikkatle analiz edilmesi gereken bir kurguya delalettir. Türkiye’yi gayya kuyusuna çekmek için ülkücüleri suçlu göstermek, Cumhur İttifakı’nda sorun varmış gibi servis etmek, iç huzursuzluk yaratmak için toplumsal hassasiyetlerle oynamak muhtemelen zillet partilerine ulaşmış yeni bir görev emridir. Erken seçim zorlamasıyla birlikte CHP ve İP’in güçlendirilmiş parlamenter sistem çalışmalarında son aşamaya gelmeleri, kaldı ki dış tazyikin momentiyle en son Rusya’daki gibi bir krizin doğması yönünde hazırlıkların ikmal ve ihtimali hafife alınmaması gereken tehlike sinyalleri arasındadır.

BİZE GELDİĞİNDE SÖYLEDİKLERİNİ AÇIKLAMIŞ OLSAYDIK İNSAN İÇİNE ÇIKACAK YÜZÜ OLMAZ:

Bu kapsamda, Boğaziçi Üniversite’sinde 24 gündür süregelen eylemler bize göre bir prova niteliği taşımaktadır. Salgınla kıyasıya mücadele edilen, mecburiyetten sokağa çıkma kısıtlamasına gerek duyulan ülkemizde, özellikle konjonktürel ekonomik sorunlardan sokak hareketi çıkarmak için çırpınan işbirlikçilerin varlığı da bilinen bir gerçektir. Tüm bunlar hesaba katıldığında MHP ile Cumhur İttifakı’nın neden hedefe koyulduğu ortaya çıkacaktır. Zira Cumhur İttifakı kaos hayallerini suya düşürmektedir. Milli birlik ve iç huzur ortamını baltalamayı düşünenleri şaşkına çevirmektedir. Devri iktidarı bereketsizliğin ve belaların kol gezdiği bir döneme tekabül eden Kobani müdavimi, canlı bombaların cirit atmasına Başbakan sıfatıyla göz yumduğu sabit olan Serok Ahmet’in MHP düşmanlığı rastlantı değildir. Her karışıklığın altında parmak izi bulunan Serokun konuşmaya ne hakkı ne de haddi vardır. Biz onun namertliğini iyi biliriz. Şayet koalisyon hükümeti kurmak amacıyla bize geldiğinde söylediklerini açıklamış olsaydık insan içine çıkacak yüzü olmaz, hali kalmazdı. Serok Ahmet sufleyi aldığı yerlerle bağlantısını ve menfaat ilişkisini derhal gözden geçirmelidir. Kimlerin dolduruşuna geldiği, kimlere teşrifatçılık yaptığı malumumuzdur. Rüyasında Hegel ile sohbet edeceğine, bir an önce ayağa kalkıp icazetli siyasetini sonlandırmalı, kendine çeki düzen vermelidir. Gelecekte küçük bir ayrıntı olarak hatırlanacağını da aklından çıkarmamalıdır. Biz milletimiz ve ülkemiz için huzur istiyoruz, dirlik istiyoruz, refah istiyoruz, istikrar istiyoruz, barış ve kardeşlik diliyoruz. Bir yanda bunları isteyip dilerken bir başka zeminde şiddeti körüklediğimizi iddia edenler sefil birer yalancıdır. Diyeceğim odur ki, Serok Ahmet yalancıdır, yandan çarklıdır. Kemal Kılıçdaroğlu fren tutmamış yalan bataklığına çakılmıştır. İP’in başkanı yalanı maske olarak takalı zaten çok olmuştur.

İP’İN BAŞINDAKİ KİŞİ TERÖRİSTE TERÖRİST DEMESİNİ ÖĞRENMELİDİR:

Şiddet saçan mihrakların, sırtını teröre yaslayan alçakların demokrasi ve özgürlük ifadeleri avını yedikten sonra gözyaşı döken timsahtan farksızdır. CHP Genel Başkanı, şiddetten rahatsızsa, İP’in başındaki kişi de şiddetle arasına mesafe koymuş ise öncelikle katile katil, caniye cani, teröriste terörist demesini öğrenmelidirler. HDP’yle ittifak kuranların, terörist Demirtaş’a güzellemeler yapan gafillerin şiddetten rahatsızlıkları hem tutarsızlık hem de garip bir çelişkidir. HDP’nin Esenyurt ilçe binasındaki dehşet verici görüntüler bize göre malumun bir kez daha ilanı ve ifşasıdır. Aynısıyla hücre evi olan parti binası PKK’nın şehirdeki sığınağı, teröristlerin barınağı haline dönüştürülmüştür. HDP, bir siyasi parti dışında ne varsa odur. Nitekim HDP’nin ön kapısından giren arka kapısından Kandil’e çıkmaktadır. Hangi medeni, gelişmiş ve hukukun üstünlüğüne bağlı bir ülkede böylesine kepazelik vuku bulmuştur? İstanbul’un göbeğinde terörist devşirmek demokrasi midir? YPG’nin iğrenç afişlerini asmak, PKK’nın kirli flamalarını sallamak, bebek katilinin kanlı posterlerini taşıyıp parti görünümlü örgüt binalarında mahfuz tutmak insan haklarının evrensel prensiplerinin neresinde yazılıdır? HDP’yi savunmak Türkiye’nin egemenlik haklarını yok saymaktır. HDP’nin kapatılmasına karşı çıkmak adaleti ve terörle mücadeleyi sekteye uğratmaktır. HDP demek PKK demektir. HDP demek ihanet demektir. HDP demek kundağa sarılı bebeklerimize ölüm demektir.

MİLİTAN ARIYORSA İL BAŞKANLARINA BAKACAKLAR:

CHP, HDP, İP ve diğerlerinin bu saldırganlığa refakat ettiği, hatta yardım ve yataklıkta bulunduğu hazin ve hüsran verici bir gerçektir. CHP’ye göre terörist Demirtaş serbest bırakılmalıdır. İYİ Parti’ye göre de terörist Demirtaş özgürlüğüne kavuşmalıdır. Kanaatimiz odur ki teröriste terörist diyemeyen işlenmiş suçlara potansiyel ortaktır. MHP’ye şiddet yaftası vurmak için kuyruğa girenler, teröristlere cici çocuk muamelesi yapacak kadar gayri milliliğe savrulmuşlardır. Sorarım sizlere; bu reva mıdır? Bu hak mıdır? Bunun neresi siyasetle bağdaşmaktadır? CHP yönetimi teröristlerle değil, valilerle, kaymakamlarla, rektörlerle, uzman çavuşlarla, başçavuşlarla uğraşmaktadır. Şu utanmazlığa bakınız ki bu şerefli meslek mensuplarının hepsine birden militan iftirası atıyorlar. CHP yönetimi militan arıyorsa, Boğaziçi Üniversitesi’nde terör örgütleriyle eylem birlikteliği yapan DHKP-C ve PKK hayranı il başkanlarına bakacaklar. CHP yönetimi militan arıyorsa, şehit savcımız Mehmet Selim Kiraz’ın katilini morgdan alan milletvekillerine kafa yoracaklar. CHP yönetimi, ısrarla militan görmek istiyorsa, bir boy aynasının karşısına geçip lekeli suretlerini titizlikle inceleyecekler. Meselenin özü ve esası şudur: Terörle mücadeledeki yüksek başarı ve kazanılmış moral düzeyi HDP’yi ürkütmektedir. CHP korkarken, İP rahatsız olmaktadır. Çünkü güneş çarığı, çarık da ayağı sıkmaktadır. Bunların hepsi birdir, aynı çuvala, aynı hizaya, aynı kaba girmişlerdir. Telaşlar beyhudedir, çünkü terör örgütlerinin sonu gelmiştir. Hainlerin kaçacakları ve saklanacakları yer kalmamıştır. Diyarbakır HDP il örgütünün önünde zafer işareti yapan sözde milletvekilini ve zihniyetini anaların bedduaları yerle yeksan edecektir. Hiç kimse gündem saptırmaya ve kafa bulandırmaya çalışmasın, zira her şey gün gibi meydandadır.

“GÜLNAZ ŞIRINGA’YA VE GÜLENDAM ENJEKTÖRE GEÇMİŞ OLSUN”

Devlet Bahçeli, kendisine yapılan koronavirüs aşısından yola çıkan mizahi bir yazıyı ve yazının gerçek sanılmasını şöyle tiye aldı:

“Beni üzen asıl konu ise hemşire Gülnaz Şırınga isimli kardeşimizin maruz kaldığı şiddet olayıdır. Bu talihsiz hemşirenin başına ne geldiyse bana aşı yaptıktan sonra gelmiş. Olacak iş mi bu? Sokak aralarına gizlenen kalabalık bir grup bu kardeşimizi tek başına yakalayınca darp etmişler, dayaktan geçirmişler, daha sarsıcı olanı ise komaya sokmuşlar. Allah var ya, suçsuz günahsız bir hemşireye saldıranlara hayret ettim. Devir değişti, mertlik bozuldu. Yazık ki, şu anda yoğun bakımda hayatta kalma mücadelesi veriyor. Gülnaz Şırıngaya ve yakın mesai arkadaşı Gülendam Enjektöre geçmiş olsun diyorum, bundan sonra daha dikkatli aşı yapacaklarına ayrıca inanıyorum. Şaka bir yana, tuhaf bir dönemden geçiyoruz: Tuşsuz telefonlar, kulpsuz kapılar, duygusuz ilişkiler, vicdansız insanlar yaygınlaşıyor.”