GÜNCEL
Giriş Tarihi : 19-01-2021 09:56   Güncelleme : 19-01-2021 09:56

Sokağa sığınanlar anlatıyor: Sokağa çıkma yasağında yetkililer, ‘evinize gidin’ diyor ama evimiz yok ki...

Sokağı mesken edinenlerin ‘evleri’ gibi ‘dertleri’ de ortak: “Üst baş kirli oldu mu insan yerine koymuyorlar. Biz de insanız. Kalbimizi ve neler yaşadıklarımızı bilmiyorlar. Umarım hiç kimse bizim gibi sokağa düşmez, böyle pis yerlerde kalmaz. Yaşıtlarımızdaki çocukların güzel bir gelecekleri olsun.” Titrediğimi fark edip “Soğuk değil mi” diye sorduğumda verdikleri yanıt ise yüreğimizi ateş gibi yakıyor: “Bu havalarda çıplak da kaldığımız oldu. Zamanla alışıyoruz.”

Sokağa sığınanlar anlatıyor: Sokağa çıkma yasağında yetkililer, ‘evinize gidin’ diyor ama evimiz yok ki...

 


Sokaklar kimi için sevgiliyle buluşma noktası kimi için ekmek teknesi veya eylem yeri. Ama kimileri için de hayatın ta kendisi. Gece gündüz, yaz kış sığındıkları tek yer... Evi sokak olan yurttaşlarla Karaköy’de birkaç saat geçirdik. Sokakta yaşama tutunmaya çalışan yurttaşların hayallerine misafir olduk. Her birinin sokağa düşme nedeni farklı. Kimi ailesel sorunlardan kimi maddi nedenlerden... Havaların soğumasıyla yaşam koşulları daha da zorlaşan sokaktaki yurttaşlar koronavirüsle de mücadele ediyor. Üstüne bugünlerde etkili olan kar da eklenince gelin siz düşünün katlanan zorluğu... Çoğu zaman okuma, iş sahibi olma hayalleri kursalar da en çok diledikleri şey ise sıcak bir yatak, sıcak bir duş, sıcak bir çorba...

HEP SOKAKTA
Ahmet Kamçı 25 yaşında. “Taşı toprağı altın” olan İstanbul’a 14 yıl önce gelmiş. Geldiği günden beri de sokaklarda. Okula hiç gitmemiş. Arkadaşları kendisini Yılmaz Güney’e benzetiyor. Ahmet ile konuştukça arkadaşlarının bu benzetmede haksız olmadıklarını fark ediyorum. Öyle ki kendisi de Yılmaz Güney’in kitaplarını okuduğunu, filmlerini izlediğini ekliyor. Ahmet, yeri geldiğinde üzerinde ceset yıkanan mermerin üzerinde bile uyuduklarını belirterek “Ateş yakmasam sabaha sağ çıkamam. Bazen dumandan yüzüm simsiyah şekilde uyanıyorum. Sokaktaki insana el uzatılmalı. Meslek, iş sunulmalı. Hastalanıyoruz. Hastaneye gidemiyoruz. Birkaç kere Taksim Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne gittim, muayene ücreti istediler. Biri restorana giriyor, tek seferde yüzlerce TL’ye yemek yiyor, biz ise o insandan bir çorba parası dilenmek için bazen saatlerce dışarıda bekliyoruz. Adalet bunun neresinde” diye soruyor. Bir süre konuşmayarak uzaklara bakan Ahmet’e, “Ne görüyorsun” dediğimde ise şunu söylüyor: “Bomboş bir şehir. İnsanlar hayalet gibi geziniyor. Bizim ise hayallerimiz, anılarımız hep gölgelerde, lambaların altında, ateşlerin yanında.”

‘BİLMİYORLAR...’
Ali Murat 16 yaşında. Anasız babasız büyümüş. 7 yıldır sokakta. O da hiç okul görmemiş. Tek hayali okuyarak “dürüst bir insan” olmak ve güzel bir iş sahibi olup sokaktaki arkadaşlarını yanına almak. Arkadaşlarıyla kaldığı Karaköy’deki harabede, güvercin ve köpek besleyen Ali, “Hayvanlar en sadık dostlar. Dertlerimizi paylaşıyorlar. Yanımızda yatıyorlar. Yardımlarını çok görüyoruz” diyor.

SOKAĞA SIĞINANLAR
Koronavirüs günlerinde çaresizlikten sokağı mesken tutanlar var. Yarı aç... “Sokağa çıkma yasağında bizim için hayat çok daha zor” diyorlar ve ekliyorlar: “Arada bize yemekleri veren restoranlar da kapalı oluyor. Yemek bulamadığımız çok oluyor. Misal dün aç uyuduk.”

AİLE İLE ŞU AN BİR YEMEK YEMEK HER ŞEYE DEĞER
Hüseyin Ali 14 yaşında. 4 yıldır sokakta. Okuyup doktor olmak istiyor. Hüseyin, harabe binayı göstererek “Bazen 1, bazen 20 kişi kalıyoruz” diyor. Hikmet Kaya da 12 yaşında. 5 yıldır sokakta. Pandemi sürecinde yetkililer tarafından kendileriyle ilgili tek bir açıklama yapılmağını söyleyen Hikmet, “‘Hayat eve sığar, evde kalın’ açıklamalarını duyunca kendimizi bir hayvandan farksız görmüyoruz. Kimsenin umurunda değilmişiz gibi hissediyorum” diyor. Harun Halil ise 20 yaşında. 8 yıldır sokakta. Hayat onu da hiç okul yolu ile kesiştirmemiş. Okumak istediğini belirten Harun şunları söylüyor: “Kaç saattir su içmiş değilim. Aile ile şu an bir yemek yemek her şeye değer.”

BUZ GİBİ YATAK!
Tramvaydan Tophane durağında iner inmez bir anda soğuk havanın iliklerime kadar işlediğini hissetmek güç olmuyor. Ahmet Kamçı ile Tophane Parkı’nda karşılaşıyorum. Çoğu zaman Karaköy’de hiçbir kapısı ve penceresi olmayan harabede kalsa da kimi zaman da Tophane Meydan Çeşmesi’nin havuzunda yatıyor.

HERKES GİBİ OLMAK...
18 yaşındaki Hasan İpek, 8 yıldır sokakta. Bilgisayar mühendisi olmak istiyor. 5. sınıfa kadar gittiği okulu özlediğini söyleyen Hasan, “Şu an imkân olsa 1. sınıftan bile başlarım” diyor. Mahalle bekçilerinden yakınan Hasan, “Bazen bekçiler bize bağırıyor. Elimiz önümüzde bile olsa bizi dövmeye kalkıyorlar. Sokağa düşmeyi kendimiz istemedik ki. Herkes gibi olmak istiyoruz” açıklamasında bulunuyor. Sohbetimiz devam ederken biraz ilerideki restoranın bir çalışanı günlük mönüden artakalan yemekleri getiriyor. O anki sevinci göz bebeklerinde dahi görülen Hasan, “Esnaf abilerimiz bazen böyle yemek getiriyor. Sokağa çıkma yasağında yetkililer ‘evinize gidin’ diyor ama evimiz yok ki. Sokağa çıkma yasağında bizim için hayat çok daha zor. Arada bize artakalan yemekleri veren restoranlar da kapalı oluyor. Yemek bulamadığımız çok oluyor. Misal dün aç uyuduk” diye konuşuyor.