GÜNCEL
Giriş Tarihi : 08-12-2020 21:01   Güncelleme : 08-12-2020 21:01

Yarınların İtibarını Kurtaracak Reçete

TOPLUMSAL yaşamımıza kuşbakışı bir göz atmakla, ekonomiden, hukuka, eğitimden, kültür ve sanata kadar bütün sosyal alanın sorunsallar yumağına dönüştüğü görülür.  

Yarınların İtibarını Kurtaracak Reçete

Sorun denilince ilk akla gelenler, büyük kitlelerin açlık sınırlarının da ötesine geçerek yoksullaşması, gelir dağılımı makasının hızla açılması, emek harcamadan zenginleşen bir haramzadeler takımı doğması, yolsuzluklar, hukuksuzluklar, eğitimsizlik, derin bir cehalet ortamı... 

 

Yoksullaşmanın yaratılışına bakalım: 

 

Devletin iç borçları Mayıs 2020 itibarıyla 966,1 milyar liraya, dış borçları ise 667,3 milyar liraya ulaştı. Buna göre yeni doğan her çocuk 19 bin 638 lira borçla dünyaya gözlerini açıyor.  

 

Özel özel sektörün dış borçları 177 milyar 600 milyon dolar... 

 

Oysa Merkez Bankası döviz rezervleri eksi bakiyede... 

 

2020 yılı Ocak-Mayıs döneminde merkezi yönetim bütçe açığı 90,1 milyar TL, faiz dışı açık ise 25,1 milyar TL... 

 

Vatandaşın borçları 720 milyar TL...  

 

Batık KOBİ kredileri, Kasım 2019 itibarıyla 60 milyar 382 milyon TL. 

 

Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch Ratings’e göre 2020 sonuna kadar yaklaşık 200 milyar TL'lik kredi borcu ödenemez hale gelecek. 

 

Yalnız 2019’da 114 bin 977 esnaf iflas etti ve epidemi salgını yüzünden kepenk kapatan esnaf sayısı sürekli artıyor.  

 

Tarım sektörü giderek dibe batıyor, işsizler ordusu büyüyor.  

 

Vatandaşın cebine yansıyan enflasyon oranı TÜİK’in resmi açıklama diye verdiği rakamların çok üstünde  

 

Uluslararası Şeffaflık Örgütü raporuna göre Türkiye yolsuzluk araştırmasında 180 ülke arasında 91. sırada ve 28 AB ülkesi ile karşılaştırıldığında yolsuzluk şampiyonu...  

 

2002'de iktidar olan AKP hükümeti ülke yönetimini ele geçirir geçirmez ilk iş olarak “Nereden Buldun Yasası”nı iptal ederek yolsuzluklara karşı yasaların müdahalesini sıfırlayıp yolsuzluğu itibar aracı haline getirmesiyle birlikte “Sıfırla oğlum sıfırla” tapelerinin de ortaya çıkardığı gibi yolsuzluklar yüzünden ülke gırtlağına kadar çamura batmış durumda...  

Ülkemizdeki Oligarşik düzenin ideoloğu “İtibardan tasarruf olmaz” diyor.  

 

Fransa’da 8.000, Almanya’da 9.000 Japonya’da 10.000 Türkiye’de 125,00 makam aracı var. 

Cumhurbaşkanlığı hava filosu Almanya’da 12, Fransa’da 14, İtalya’da 11, Japonya’da 2 ve Türkiye’de 16 uçaktan oluşuyor.  

 

Bir ülkenin itibarı hesapsız kitapsız savurganlıklarla değil,  plan program dâhilinde ekonomik kaynakların ulusun gerçek gereksinmelerine göre değerlendirilerek korunur.   

 

İtibar denen şey ulus bireyleri karın doyurmak için çöplerden yemek artıkları toplarken saraylar yaparak, kendi halkı ilaç bulamazken başka ülkelere sağlık malzemesi desteği sağlayarak, Somali’nin IMF’e borçları ödenerek, Suriyelilere 40 milyar dolar harcayarak ülkenin başına yeni dertler açamaya aday İstanbul’a kanal açarak sağlanabilir mi?  

*** 

BUGÜN ortada olan bir gerçek var  

 

Ülke ekonomisinin çok kötü yönetildiği açık seçik ortada...   

 

Üstelik ekonomi sadece ekonomi değil, çok daha fazlasıdır. 

 

Başarılı yönetim için bilgi sahibi olmak yetmez, yönetenler iyi ahlaklı ve dürüst olmalıdır.  

*** 

EKONOMİNİN hali hazırdaki durumunu daha iyi analiz etmek ve geleceğin planlarını ona göre yapmak için DÜN’ü iyi bilmek gerekir. 

 

Düne, Atatürk dönemine gidelim...  

 

1923’den, bütün dünyayı sarsan bunalımın yaşandığı 1929 yılına kadar bütçe fazlası oluştu, hem de önemli altyapı yatırımlarına imza atılıp,  Osmanlıdan miras kalan borçlar ödenirken ve uluslararası tekellerin elindeki kuruluşlar satın alınarak ulusallaştırılırken...  

 

Bu başarı nasıl yakalandı özetle ona bakalım...  

 

Kurtuluş savaşı sürerken TBMM hükümetinin Maliye Bakanı Hasan Saka istifa etmiş, Mustafa Kemal Paşa yeni bir Maliye Bakanı aramaktadır...  

 

Kendisine Hasan Fehmi (Ataç) önerilir “Tek eksiği ekonomi bilmez ama dürüst adamdır” derler.   

 

Atatürk “Tam benim aradığım kişi” diyerek Hasan Fehmi Beyi bakanlığa atar.  

 

Hasan Fehmi Bey 22 Nisan 1922’den 27 Ekim 1923’e kadar TBMM hükümetinin, 30 Ekim 1923’den 2 0cak 1924’e kadar Türkiye Cumhuriyetinin Maliye Bakanlığını başarıyla yönetir.  

1923 yılında Atatürk ile Hasan Fehmi Bey arasında geçtiği söylenen ancak kimilerince böyle bir konuşmanın yapılmadığı ileri sürülen bir diyalogdan söz edilir.  

 

1923’de TBMM de Milletvekillerinin maaşları konusu gündeme geldiğinde, Maliye Bakanı Hasan Fehmi Bey Atatürk’e “Paşam vekil maaşlarını düzenleyeceğiz, ne kadar yapalım?” diye sorar. 

 

Atatürk “Öğretmen maaşlarını geçmesin” der. 

 

Böyle bir konuşma gerçekleşmemiş olsa bile, Atatürk’ün Hasan Fehmi Beyi ekonomi bilmese de dürüstlüğünden ötürü Bakan yapmasıyla birlikte düşünüldüğünde sembolik bir durum tespitidir bu... 

 

O da Atatürk’ün millete hizmet etmeye talip olacakların koltuk hırsı taşıyanlar değil ulusa hizmet idealiyle yaşayan kişiler olması konusundaki duyarlılığının sembolik ifadesidir ki zaten Atatürk’ün bu konuda bilinen sözleri vardır.  

 

“Bu memlekette çalışmak isteyenler, bu memleketi idare etmek isteyenler memleketin içine girmeli, bu milletle aynı şartlar içinde yaşamalı ki ne yapmak lâzım geleceğini ciddi surette hissedebilsinler.   

Her ne suretle olsun, hizmet edenler milletten büyük mükafatlar bekliyorlarsa katiyen doğru bir harekette bulunmuş olmazlar. Milletten çok şey istememeliyiz. Hizmet edenler namus vazifelerini yerine getirmiş olmaktan başka bir şey yapmamışlardır.  

Alnı açık, dimağı açık, kalp ve vicdanı açık insanlar tarafından idare olunabilen toplumlar ancak bu manada hareketlerin izleyicisi olabilirler. Fikirlerini, duygularını ve teşebbüslerini gizli tutanlar, gizli vasıtalar uygulamaya girişenler mutlaka utanma ve sıkılmayı gerektiren, akıl ve mantığın haricinde hareket edenler olabilirler. Bu gibi işlere girişenlerin sonu er geç acıdır.” 

*** 

ALMAN Prof. Herbert Melzig Platon’un” ideal olanın ülkeleri filozofların yönetmesi” düşüncesiyle bağlantı kurarak şunları söyler:  

 

“Platon’un dileği iki bin yıllık tarihte gerçekleşmedi. Hâlbuki 20. yüzyılda ilk defa Atatürk’ün şahsında Platon’un istediği gibi, kelimenin tam anlamıyla bunu görmekteyiz. O, bir dâhi, bir fikir adamı olarak bir milletin, yani Türk Milletinin mukadderatını ele almış ve bu milletle atıldığı Kurtuluş Savaşı, bu milletin medenî durumunu değiştiren bir inkılâp ve diğer milletlerin haklarını da koruyan bir barış ile insanlığa muhteşem bir örnek vermiştir."  

 

İşte BUGÜN ve DÜN’de saklı olan ülke YARIN’larının itibarını kurtaracak reçete... 


...