GÜNCEL
Giriş Tarihi : 05-10-2020 10:26   Güncelleme : 05-10-2020 11:46

Yüksek oranda ekonomik büyüme gelecek birkaç yıl için mümkün gözükmüyor

Prof. Dr. Ceyhun Elgin: İşsizliğin birkaç yıl daha yüzde 10’un altına inmesini, enflasyonun bir zamanların hedefi olan yüzde 5’lere yakınsamasını beklemiyorum.

Yüksek oranda ekonomik büyüme gelecek birkaç yıl için mümkün gözükmüyor

Boğaziçi Üniversitesi Ekonomi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ceyhun Elgin, pandemi sonbahar ve kışın da devam ederse o zaman, 2020 dördüncü çeyrek ve 2021 yılı ilk çeyrek büyüme rakamlarının daha da olumsuz seyredeceğini söyledi. 


 
Halk sağlığı krizi bitmeden, salgın sona ermeden, ekonomik krizin de tam olarak sona ermesinin ne yazık ki mümkün olmadığına dikkat çeken Elgin, “Türkiye ekonomisi için 2020 yılı 2020’ye girerken sıkıntıda olduğu üç boyutta (döviz kuru, enflasyon, işsizlik) pandeminin de etkisiyle maalesef kayıp bir yıl olacak gibi görünüyor. İşsizlik, büyüme, enflasyon ve kur ile ilgili nokta tahmin yapmak mümkün değil, bu falcılık olur” dedi. “Dövizdeki kırılganlığımız nedeniyle faiz indirimi yoluyla yapılacak bir parasal genişleme ne yazık ki sınırlı oluyor” diyen Prof. Dr. Elgin ile ekomideki krizi ve çıkış yollarını konuştuk.

* Yükselen döviz kuru, yüksek enflasyon, düşük faiz, düşük büyüme ve yüksek işsizlik... Türkiye ekonomisi bu noktaya nasıl geldi?

Türkiye ekonomisinin genel değerlendirmesini yaparsak sorunlarımız aslında Covid-19 öncesine dayanıyor. Türkiye ekonomisi pandemi öncesinde de oldukça kırılgan durumdaydı. Bu açıdan bakıldığında salgının zamanlaması Türkiye için ne yazık ki oldukça talihsiz oldu. Basit bir karşılaştırma yapacak olursak, ABD ekonomisi salgına yüzde 3.6 seviyesinde bir işsizlik oranı ile girerken Türkiye’de Ocak 2020’de işsizlik oranı yüzde 13.8 idi. Buna ek olarak, para politikası boyutlarında da sınırlarına dayanmış bir Türkiye ekonomisi vardı, zira pandemi öncesi indirilen faizler, pandemi sırasında TCMB’nin hareket alanını daralttı. Bu durum ne yazık ki krize karşı uygulanabilecek politikalarda politika yapıcının elini zayıflattı, zira ne yazık ki çok fazla bir manevra alanı bulunmuyordu. Bu nedenle, Gökçe Başbuğ ve Abdullah Yalaman ile yaptığımız bir çalışmada da dünyada168 ülke arasından genişleyici maliye politikası ve para politikası boyutunda kişi başı milli gelir açısından benzer olduğumuz ülkelerin dahi bir miktar gerisinde kalmış bulunuyoruz. Öte yandan uluslararası kuruluşların (IMF ve Dünya Bankası) tahminlerine göre ekonomik anlamda pandemiden en olumsuz etkilenecek ülkeler arasında da değiliz.

İŞSİZLİK DÜŞMEYECEK

* Şu anda Türkiye ekonomisinin temel kırılganlıkları nelerdir? 

Gelişmekte olan bir ülke ekonomisi olarak, gelişmiş ülkelerdeki gibi para ve maliye politikası araçlarını sınırsız kullanamıyoruz. Buna ek olarak enflasyon ve TL’nin değeri konusunda hassas bir ekonomiye sahibiz. Amerikan Merkez Bankası FED ya da Avrupa Merkez Bankası gerekirse sınırsız para basacağını açıklayabiliyor ancak aynı şeyi TCMB’nin yapması imkansız. O nedenle de krizin etkileri daha sert hissedilebiliyor. Ancak yine de belirli genişleme politikaları uygulandı, bu da enflasyon ve özellikle de döviz kurunda belirli olumsuzluklara neden oldu. Buna ek olarak pandemi öncesinde dahi hayli yüksek seyreden işsizlik iki haneli rakamlara çapa atmış gözüküyor ve kısa vadede düşmesi beklenmiyor. Özetle, Türkiye ekonomisi için 2020 yılı 2020’ye girerken sıkıntıda olduğu üç boyutta (döviz kuru, enflasyon, işsizlik) pandeminin de etkisiyle maalesef kayıp bir yıl olacak gibi görünüyor.

* Türkiye'de yurttaşları kısa orta vadede neler bekliyor?

Açıkçası ben çok karamsar değilim. Salgının dünyada ve Türkiye’de kontrol edilebildiği bir durumda içinde bulunduğumuz noktadan daha kötüye gideceğimizi düşünmüyorum. Lakin bu iyi senaryoda dahi işsizlik oranının tek haneli rakamlara, enflasyonun bir zamanların hedefi yüzde 5’e düşmesi ve yüksek oranda ekonomik büyüme en azından önümüzdeki birkaç yıl için pek de mümkün gözükmüyor. Ancak daha olumsuz senaryoda, pandemi sonbahar ve kışın da devam ederse o zaman, dördüncü çeyrek ve 2021 yılı ilk çeyrek büyüme rakamları daha da olumsuz seyredebilir.

KAYITDIŞILIKTA EN BAŞTAYIZ

* Türkiye'de çok ciddi kayıtdışı ekonomi ve kayıtdışı çalışan var, pandemi döneminde devletin verdiği destekler maalesef kayıtdışı işletmelere ve çalışanlara gitmedi, burada nasıl bir tablo görüyorsunuz?

Her ne kadar son on beş yılda anlamlı olarak azalmış olsa da evet, Türkiye’de kayıt dışı ekonominin GSYİH’ye oransal olarak büyüklüğü OECD ülkeleri arasında Meksika ve yeni üye olan Kolombiya ile birlikte en başta yer alıyor ve kayıt dışı ekonomide istihdam edilenlerin maalesef formel tedbirlerden yer almaları pek mümkün olmuyor. Yaralanabilecekleri sadece ihtiyaç sahibi ailelere yapılan sınırlı bir yardım var, ancak o da boyutu itibariyle oldukça sınırlı kaldı (2000 TL). Buna ek olarak yakın zamanda yine Gökçe Başbuğ, Abdullah Yalaman ve Gamze Öz ile yaptığımız bir çalışmada gösterdiğimiz gibi kayıt dışı ekonominin görece daha büyük olduğu ülkelerde pandemiye karşı alınan mali önlemler arasında anlamlı bir negatif korelasyon var. Yani kayıt dışı ekonomisi büyük ülkelerde devletlerin açıkladığı mali paketler çok daha sınırlı kalmış; Türkiye’de ne yazık ki bundan nasibi almış gözüküyor. 

* Son dönemlerde ciddi kredi genişlemesine gidildi. Kredilerin çoğunun yatırıma değil tüketime aktığına da şahit olduk, sizce bu kredi genişlemesi ne tür sonuçlar doğurur?

Aslında bu pek doğru değil, zira kredi genişlemesi arsa ve konut alımına da destek verdi ve bu alımlar tüketim değil yatırım olarak değerlendiriliyorlar. Ayrıca tüketici kredisi gibi görünen kredilerin bir kısmı kayıt dışı çalışana ve KOBİ’lere destek olarak gitti ve bir miktar nefes almalarını sağladı. Ancak tabii burada sorun, bu kredilerin geri ödenme zamanı geldiğinde yaşanabilir. Eğer pandemi süreci uzar ve sonbahar ile kışı da salgın ile geçirirsek o zaman bu krediler banka ve kredilerini ödemekte zorlananların başını ağrıtabilir. 

TEK FAİZ POLİTİKASI GEREKİYOR

* Merkez Bankası son toplantısında faizi 200 baz puan yükseltti, bu adımı atmak için bu kadar beklenmeli miydi, sizce piyasada kalıcı etkisi oldu mu, başka hangi adımlar atılmalı?

Öncelikle şunu vurgulamak lazım. TCMB 1 Şubat’tan bu yana birkaç adımda politika faizini yüzde 10.75’ten yüzde 8.25’e düşürmüştü, yani 1 Şubat’taki orana göre yaklaşık yüzde 23.26’lık bir indirim söz konusuydu. Bu oranla da Türkiye yaptığımız araştırmaya göre 168 ülke arasında 66. Sırada idi. Ancak şimdi bu oran yeniden yüzde 10.25’e çıktı, dolayısıyla 1 Şubat’a göre indirim daha sınırlı hale geldi; bu da bizi 108. sıraya getiriyor. Özetle, dövizdeki kırılganlığımız nedeniyle faiz indirimi yoluyla yapılacak bir parasal genişleme ne yazık ki sınırlı oluyor. 

Burada bir diğer husus da şu: Merkez Bankası gerçekten faiz yükseltti mi? Zira politika faizi 1 haftalık repo faizi olsa da Merkez Bankası son zamanlarda bunun dışında farklı oranları (GLP gibi) da kullanıyor. Hatta artış öncesi politika faizini kullanmayı tamamen bırakıp, GLP ile çalışıyordu. Şimdi politika faizi artınca GLP de aynı oranda artacak mı artmayacak mı gibi belirsizlikler oluşuyor. Burada benim de takip ettiğim iktisatçıların ortak görüşü, özellikle içinde bulunduğumuz ve belirsizliklerin iyice arttığı pandemi döneminde basit tek bir faiz üzerinden para politikası yönetiminin daha doğru olacağı.

* Bütçe açığının finanse edilmesi için önümüzdeki dönemde vergi oranlarının artırılması yoluna gidilebilir mi? Yurttaşı yeni vergi yükü bekliyor mu?

Türkiye’de bütçe açığı endişe yaratacak seviyelerde olmasa da pandemi döneminde artış trendine girdi. Buna ek olarak bütçe açığı konusunda bence ekonomi yönetimi yeterince, hatta biraz gereğinden fazla hassas davranıyor. Bu konuda daha cömert davranılabileceğini (168 ülke arasında açıklanan mali paket büyüklüğünün GSYİH’ye oranında 83. sıradayız), örneğin mücbir sebep varlığı nedeniyle (ki pandemiden daha ala bir mücbir sebep düşünemiyorum) geçiş ve alım garantilerinin bir süreliğine de olsa durdurulup buradan artacak mali kaynağın, örneğin ihtiyaç sahibi ailelere yardım olarak kullanılabileceğini düşünüyorum. Öte yandan, lüks tüketim malları üzerine konulabilecek vergiler (ki bu kısmen yapılıyor) ya da cüzi de olsa servet vergisi uygulaması da gelir arttırıcı önlemler arasında sayılabilir.

PANDEMİ BİTMEDEN KRİZ BİTMEZ

* Türkiye ekonomisi için bu krizden çıkış reçetesi var mı, acilen atılması gereken adımlar hangileri?

Tıbbi tabirle hastalığı tamamen iyileştirmek için ekonomik bir reçete yazmak mümkün değil, zira ekonomik kriz pandemiden bağımsız değil. Dolayısıyla ekonomik durgunluktan çıkmanın ilk yolu pandeminin kontrol altına alınmasından geçiyor, bu da iktisat politikasından ziyade hem Türkiye’deki hem de küresel halk sağlığı politikasına bağlı. Çok sık kullandığım bir tabirle, halk sağlığı krizi bitmeden, ekonomik krizin bitmesi mümkün değil. Ancak, tabii ki iktisadi krizin etkilerini daha yumuşak hissetmek için yapılabilecekler var; bunların bir kısmı da zaten yapılıyor. Para politikası anlamında bence faiz politikasında bir basitleşmeye gitmek ve tek bir politika faizi uygulamasına geçmek gerekiyor. Maliye politikası anlamında ise daha cömert bir maliye politikası uygulanması gerektiğini, özellikle de kayıt dışı ekonomide yer alanlara yönelik ek destek sunulabileceğini düşünüyorum. Yurtdışı örneklerde gördüğümüz gibi (örneğin ABD’de uygulanan ve KOBİ’lere verilen kredilerin, bu kredilerin en az %75’i ücret ödemesine harcanırsa hibeye dönüştüğü, payroll protection program gibi) kredi yerine nokta atışlı ve istihdam ve üretim şartına dayalı hibe destek paketler düşünülebilir diye düşünüyorum.

ENFLASYONDA YÜZDE 5 HAYAL

* Ekonomi yönetimi hala ekonomi için V tipi çıkış öngörüyor, siz nasıl bir çıkış öngörüyorsunuz, yılsonu işsizlik, büyüme, enflasyon ve kur tahmininiz var mı?

- Bunu öngörmek çok kolay değil. U, V, K, L, ya da W şeklinde toparlanma ya da olabilir. Bu biraz da ekonomik krizin süresine ve geliştirilen politikaların etkisine bağlı. Bu noktada olabilecek en iyi senaryo V şeklinde hızlı bir toparlanma. Ancak bu noktada unutulmaması gereken şey şu: Burada biraz da devletler eliyle salgını kontrol altına almak amacıyla haklı ve bilinçli olarak yaratılan bir kriz var. Halk sağlığı krizi bitmeden, salgın sona ermeden, ekonomik krizin de tam olarak sona ermesi ne yazık ki mümkün değil. O nedenle her ne kadar ekonomi politikaları salgın sonrası ekonomik krizden çıkışta rol oynayabilecek olsa da öncelik pandeminin sona ermesinde ya da en azından kontrol altına alınmasında olmalı. İşsizlik, büyüme, enflasyon ve kur ile ilgili nokta tahmin yapmak mümkün değil, bu falcılık olur. Ancak yukarıda da bahsettiğim gibi işsizliğin birkaç yıl daha yüzde 10’un altına inmesini, enflasyonun bir zamanların hedefi olan yüzde 5’lere yakınsamasını beklemiyorum.