DÜNYA
Giriş Tarihi : 06-09-2020 08:57   Güncelleme : 06-09-2020 08:57

Lider, gerçekten kopunca

Belarus’un başkenti Minsk’te Lukaşenko karşıtları hafta boyunca meydanlardaydı.

Lider, gerçekten kopunca

 

Belarus’ta 9 Ağustos’ta yapılan devlet başkanlığı seçimlerinden sonra muhalif gruplar sokaklara döküldü ve gösteriler hâlâ devam ediyor. Belarus’un başında, ülkeyi 26 yıldır yöneten Aleksandır Lukaşenko bulunuyor.

Son seçimlerde resmi sonuçlar, Lukaşenko’nun yine oyların yüzde 80’ini aldığını söylese de muhalifler sonuçları tanımıyor. Eylemciler Lukaşenko’nun istifa etmesini, seçimlerin yenilenmesini istiyor. Batılı ülkeler muhalefeti, Rusya yönetimi, Lukaşenko’yu destekliyor. Böylelikle mesele, bir ülkenin iç siyasi konusundan çok, Rusya-Batı çatışması haline gelmiş durumda.

Belarus’ta “baba” lakabı olan Lukaşenko, 1994 seçimlerinde, istikrar ve sosyal adalet vaat ederek iktidara gelmişti ve dediğini yaptı. Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonraki çalkantılı yıllarda halkın çoğunluğu, istikrar ve sosyal adalet arayışı içindeydi ve yıllarca bu kitleler, Lukaşenko’yu destekledi.

Batı yanlısı ve liberal muhalefetse marjinal kaldı. Ama bu seçimler, toplumun önemli kesiminde tercihlerin değiştiğini gösterdi. Muhalefetin protesto eylemlerine katılım beklenmedik ölçüde geniş oldu. Lukaşenko, bu krizi atlatsa bile, olaylar onun toplumdan kopmuş olduğunu gösteriyor.

‘DEĞİŞİM’ İSTİYORLAR

Lukaşenko, siyasete atılmadan önce Mogilyov ilinde bir sovhoz (devlet çiftliği) müdürüydü. İktidara gelince de hem kırsal kesime hitap eden politikalar uyguladı hem de o kesimin üslubunu kullandı. O kesimde egemen olan cinsiyetçi söyleme sıkça başvurdu.

2012 yılında, dönemin Alman Dışişleri Bakanı Guido Westervelle Lukaşenko’yu diktatör olmakla suçlayınca Lukaşenko, Alman Bakanın eşçinsel olmasına atıfta bulunarak “eşcinsel olacağıma, diktatör olurum, daha iyi”, diye yanıt vermiş ve bu yanıtı kendi seçmen kitlesinde kabul görmüştü.

Çünkü eski Sovyet ülkelerindeki kırsal kesimde, “maço” imajı pirim yapıyordu. Koronavirüs salgın başlayınca da Lukaşenko, olayı ciddiye almamış ve bir kadeh votka içip saunaya girmekle virüsten korunulacağını söylemişti (“erkek adama bir şey olmaz”, mantığı).

Salgın ciddi boyutlara ulaştığındaysa, erkekleri çapkınlık konusunda uyararak “şimdi salgın var. Her gördüğünüz kadınla öpüşmeyin. Bir iki ay sabredin”, demişti.

Lukaşenko, halkını sömürüp servet içinde yüzen şeyhlerden, geri kalmış ülke diktatörlerden değil kesinlikle. Ama kırsal, muhafazâkar bölgelerdeki nüfusun bir çoğunca “normal” karşılanan bu söylemler Avrupa kültürü ile içlidışlı olan, büyük şehirlerde yetişmiş yeni nesle çok ters geliyordu.

Ayrıca ekonomik istikrar ve nispeten refah şartlarında yetişmiş yeni nesil için istikrar söylemi de artık çekici gelmiyordu. Gençler “değişim” istiyordu (değişimin ne olduğunu bilmeden).

Lukaşenko’nun ülkede değişen tercihlere nasıl yabancı kaldığını en çok, kadınlar hakkındaki sözleri ortaya koydu: Seçimlerden bir süre önce, “Halkımız, bir kadını devlet başkanı seçecek kadar olgunlaşmadı. Hem bizim ülkemizde devlet başkanının yetkileri çok ağır. Bunun altından, ancak bir erkek kalkar” diyordu.

Oysa, muhalefetin, bir kadın adayın, Svetlana Tihanovskaya’nın etrafında toplandığı görülüyor. Ama diğer taraftan Lukaşenko, dini siyasete alet etme kolaycılığına gitmedi hiçbir zaman. Kendisinin dindar olmadığını saklamadı ve öyleymiş gibi görünmekten hoşlanmadığını söyledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Minsk’i ziyaretinde, cami açılışı sırasında Kuranıkerim’i öpüp alnına götürmüş ve kendisini eleştiren Hıristiyan çevrelere, “Benim ülkemde on bin kadar Müslüman var. Onların da inancına saygı göstermem lazım” diye yanıt vermişti.

Kısacası, kendine özgü bir ülkenin kendine özgü bir lideriyle karşı karşıyayız. Bu lider yeni nesille diyalog kurup bu krizden çıkabilecek mi, bunu yakında göreceğiz.

denizberktay@yahoo.com