GÜNCEL
Giriş Tarihi : 01-09-2020 08:32   Güncelleme : 01-09-2020 08:32

Ödüllü yönetmen ‘Barış Günü’nde 15 yılla yargılanacak

Gezi Direnişi eylemlerinin de suç delili olarak gösterildiği iddianame ile hakkında 7 yıl 6 aydan 15 yıla kadar hapis cezası istenilen yönetmen Kazım Öz (46), “silahlı terör örgütüne üye olmak” suçlamasıyla bugün “1 Eylül Dünya Barış Günü”nde 3. kez hâkim karşısına çıkacak. Öz, “Ömrümü ve filmlerimi; coğrafyalar, insanlar, sınıflar arasındaki çelişkileri gidermeye adadım. Ama ne garip Barış Günü'nde hapse atılmam isteniyor. Hangi koşulda olursa olsun film yapmaya devam edeceğim” dedi.

Ödüllü yönetmen ‘Barış Günü’nde 15 yılla yargılanacak

 

Film çalışmalarına Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın da destek verdiği, Ankara, İstanbul, Milano dahil pek çok uluslararası film festivalinde 43 ödül alan Kazım Öz ile senaristliğini ve yönetmenliğini yaptığı, çekimleri geçen ay biten “Bir Kar Tanesinin Ömrü” adlı filmini, davanın çalışmalarına yansımasını konuştuk.

PANDEMİYE RAĞMEN FİLM ÇEKMEK

-Dosya hakkında ne söylemek istersiniz?

Gezi ya da siyaset akademisine katılmak veya telefonda normal bir sohbette bulunmak... Dosyada elle tutulur bir şey söz konusu değil. Derlenmiş toplanmış ve savcı tarafından, 'Nasıl yaparız da suç üretiriz?' yaklaşımı ile ortaya çıkarılmış, delil bile denilmeyecek şeyler sözkonusu. Hakikaten hak etmediğim bir iddia ile hapse atılmam isteniliyor. Bir çocuğa bile 'Kazım Öz'ü araştır, bir örgüt üyesi mi' diye görev verilse hemen bir örgüt üyesi olmadığımı anlar. Çünkü yirmi yılı aşkın bir süredir sinema dışında hiçbir şey yapmıyorum. İnşaat mühendisliği okudum onu bile yapmaya vaktim olmadı. Tabi ki bir sanatçı olarak eleştiren biriyim. Geçen gün adliyeye uğrayıp dosyaya baktım. Onlarca insan çalıştırılmış, 4 klasör dosya toplanmış. İnsan gerçekten bu ülke adına üzülüyor. Bir an, 'Bu kadar insan bir dosya için çalıştırılıp da ceza almamak da çok haksızlık olur' diye hissettim. Oysa karşılarında, insanlar köşesine çekilip kendini yalıttığı pandemi de bile 4 şehirde film çeken, sinemaya aşık, kamera dışında bir şey kullanmayan, üyesi olduğu tek örgütün sinema olduğu bariz olan sadece bir yönetmen var.

‘TAM TERSİNE HAPSE ATILMAK’

-Duruşmanın 1 Eylül'de olması hakkında ne düşünüyorsunuz?

1 Eyül'de yargılanmak ilginç bir ironi oldu. Ömrümü ve filmlerimi; coğrafyalar, insanlar, sınıflar arasındaki çelişkileri gidermeye adadım. Filmlerimi bu topraklarda insanların bir arada yaşayabilmesine katkıda bulunmak için yapıyorum. Bir takım insani temel değerlere sahip çıkmaya çalışıyorum. Bu da barışa götüren bir yol. Sonuç olarak sanat zaten barışa hizmet ediyor. Ama ne garip Barış Günü'nde hapse atılmam isteniliyor. Yaptığım filmlerde toplumsal sorunlara değinmemiş ve 43 ödül almamış olsaydım yargılanmazdım. Türkiye'de kavramların anlamları ters düz olmuş durumda. İktidar savaş diyorsa barış, barış diyorsa savaş diye anlayabiliriz. Barış istemek tehdit olarak algılanıyor. Hatta bazen tam tersine sanki savaş istiyorsun gibi algılanıp yargı buna göre harekete geçiyor. Maalesef Türkiye'de böyle de bir kara mizah var. En küçük bir eleştiride bile bulunana düşmanmış gibi bakılıyor. Toplum çok kutuplaştırıldı. İnsanların gölgesinden korktuğu bir ortamda yaşıyoruz. 

‘HANGİ KOŞULDA OLURSA OLSUN’

-Yargılama çalışmalarınızı nasıl etkiledi?

Tabi ki olumsuz bir yansıması oldu. Sonuçta bir tehditle karşı karşıyayım. Doğal olarak gerek psikolojik gerek fiziksel olarak etkilendim. Bir çalışma yaparken, gittiğimiz bütün insanlara bunu anlatmak zor oluyor. Film çektiğimizde insanlar yönetmene bakınca, 'terör örgütü üyeliğinden yargılanıyor' diyor. Bir ön yargı durumu oldu. Son projeme herhangi bir bakanlığın, kurumun v.s. 1 TL'lik desteği olmadan çektim. Normal koşullarda Kültür ve Turizm Bakanlığı da bu projeme destek verirdi ama bu koşullarda bütçe bulmak gerçekten çok zor. Her şeye rağmen inandığım pratiğin peşinden koşmaya çalışıyorum. Hangi koşulda olursa olsun film yapmaya devam edeceğim. 

‘KARAKTERLERİN YAN YANA GELMESİNE ENGEL OLMAKTIR’

-Bir Kar Tanesinin Ömrü projesin bahsedersek...

Proje, Trabzon'lu bir kız ile Hakkari'li bir gencin fikirsel, inançsal, dünyaya bakış açıları ve coğrafi olarak aslında hiç uyuşmayacak gibi görünürken aşkla nasıl bir araya geldiğini, her şeye rağmen nasıl birbirlerini sevebileceklerini anlatıyor. Toplumun kutuplaştırılmasına, insanların dost olabilecekken yapay düşmanlıklarla birbirinden uzaklaştırılmasına karşı empati kurulması gerektiğini dile getiriyor. Herkesin sıcak bakabileceği, üzülebileceği karakterlerin dünyasından bakabileceği bir hikaye. Pandemi öncesinde filmin Elazığ, Erzincan, Tunceli'de olan çekimlerine başladık. Ve buradaki çekimler pandeminin ortasında bitti. Haziran ayının başında yeniden ekibi kurup Trabzon'daki sahneleri de bitirdik. Filme başlamadan önce annemi, film bittiğinde ise babamı kaybettim. Yani bu yıl benim için çok sancılı bir yıl. Şimdi de bu davayla boğuşuyorum. Film de tam bu sürecin ortasına denk geldi. Filmin şu an kaba kurgusu da bitmiş durumda 2 ay içerisinde vizyona hazır halde olacak. Ülkenin ve dünyanın dört bir yanında insanların filmlerini izlediğinde düşmanlık yerine empati kurduğu, birbirine sevgiyle bakmasına neden olan bir yönetmenin yargılanması; filmdeki bu iki karakterin yan yana gelmesine engel olmak anlamına da geliyor.