DÜNYA
Giriş Tarihi : 14-06-2020 09:36   Güncelleme : 14-06-2020 09:36

Ayrılmaz ikili: Tarih ve siyaset

Rusya ve diğer Doğu Avrupa ülkelerinin siyasetini anlamak için İkinci Dünya Savaşı dönemini bilmek gerekir ve bu ülkelerde kesinlikle sıradan bir tarih konusu değil, güncel siyaseti ilgilendiren bir konudur.

Ayrılmaz ikili: Tarih ve siyaset


Önceki yazılarda da değindiğimiz üzere, İkinci Dünya Savaşı’nda Sovyetler Birliği olmasaydı, Nazi Almanyası, mağlup edilemezdi. Bugünkü Rusya yönetimi de, kendisini Sovyetler Birliği’nin devamı olarak gördüğü için, Avrupa’yı faşizmden Rusların kurtardığını söylüyor ve buna dayanarak dünya siyasetinde daha fazla ağırlık elde etmeye çalışıyor. Baltık devletleri ve Polonya gibi, Rusya karşıtı yönetimlerin olduğu ülkelerse, kendilerinin bu savaşta Nazi Almanyası’nın işgalinden çıkıp komünist Rus (Sovyet) yönetimine girdiklerini söylüyor ve bu nedenle, Rusya’ya hiçbir şey borçlu olmadıklarını, hatta, ondan alacaklı olduklarını ifade ediyorlar (bu yıl, Ukrayna da, bu gruba katıldı).

GÖZLER ANAYASA REFERANDUMUNDA

Peki şimdi bunu neden tekrar yazıyorum? Çünkü bugünler, İkinci Dünya Savaşı’nda Nazi Almanyası’nın teslim olduğu tarihin 75. yıldönümü. Rusya yönetimi, bu yılki 9 Mayıs Zafer Bayramı kutlamaları için ihtişamlı törenlere hazırlanmış ve dünya liderlerini Moskova’ya davet etmişti. Putin’in hesapları, bununla da sınırlı değildi. Rusya’da bu yıl, önemli anayasa değişiklikleri planlanıyor. Rusya yönetiminin hazırladığı anayasa değişikliği paketi, Putin’in devlet başkanlığını bıraktıktan sonra da iktidarda kalmasını sağlayacak mekanizmalar oluşturuyor.

Putin, 1999’da, dönemin Devlet Başkanı Yeltsin tarafından başbakanlığa getirildiği zamandan beridir, iktidarda. Kimi zaman başkan oldu, kimi zaman bu koltuğu yakın bir adamına (Dmitri Medvedev) emanet edip dizginleri eline alarak başbakanlık koltuğuna geçti, sonra da emanetini geri aldı. Rusya Anayasası, bir kişinin üst üste ikiden fazla kez devlet başkanı seçilmesine imkân vermiyor. Putin koltuğa, 2012 yılında geri gelmişti ve şimdiki görev süresi, 2024’te dolacak.

Putin, Belarus Devlet Başkanı Aleksandır Lukaşenko gibi veya Orta Asya liderlerinin yaptığı şekilde bu kısıtlamayı kaldırmak yerine, demokratik kurumların görünüşte çalıştığı fakat kendisinin merkezde var olduğu bir düzeni savundu bu zamana kadar. Şimdi de, anayasadaki kısıtlamaları kaldırıp kendisini ömür boyu devlet başkanı seçtirmek yerine, ipleri başka şekilde elinde tutacağı bir devlet mekanizmasını tasarlıyor. Sözünü ettiğimiz tasarının özü, bu.

YENİ TARİH DE SİMGESEL

Tasarıyı Putin, 9 Mayıs Zafer Bayramı kutlamalarından kısa süre önce oylamaya sunmayı, böylelikle de, Naziler’e karşı kazanılan zaferin 75. yıldönümü coşkusunu, referanduma yansıtmayı planlıyordu. Gelgelelim, koronavirüs salgını, hesapları altüst etti. Kremlin yönetimi, 75. yıl törenlerini zamanında yapamayacağını, nisan ayında kabul etmek zorunda kaldı. Salgına yönelik kısıtlamalar kademeli kaldırılırken Moskova, kutlamalarının bu yıl gecikmeli olarak, 24 Haziran’da yapılacağı duyurdu. (Bu tarih de, tesadüf değil.

Savaşın bittiği 1945 yılında, Sovyet kuvvetlerinin Kızıl Meydan’daki zafer töreni de, 24 Haziran’da yapılmıştı). Buna yönelik olarak da, dünya liderleri, Moskova’ya çağrılıyor. Öte yandan, Kremlin yönetimi, referandum tarihini de 1 Temmuz’a, yani, görkemli kutlamaların bir hafta sonrasına aldı. Bunun, bir nedeni, az önce de söylediğimiz üzere, Putin’in zafer kutlamalarının coşkusundan (ve kendisinin bu kutlamalarda Rusya’yı kurtaran milli lider olarak merkeze konmasından) yararlanarak referandumu kazanma isteği.

Bir diğer nedeniyse, Putin yönetimi, Rusya’da Batı yanlısı sivil darbe girişimlerini, Rusya’yı yeni bir istila girişimi olarak nitelendiriyor ve bunlar karşısında sürekli İkinci Dünya Savaşı’na vurgu yaparak “o dönemde de bunları yendik, bugün de yeneriz”, diyor. (Eski Sovyet coğrafyasının Soros’un finanse ettiği renkli devrimlerle çalkalandığı 2004’ten beridir, Rusya’da Batı’nın renkli devrim girişimleri, Napolyon ve Nazi istilalarıyla özdeşleştiriliyor).


 
Rusya’da 2005 yılında, Putin’in gençlik örgütü olan “Naşi” teşkilatı kurulmuştu. Bunların Moskova’daki ilk gösterisini, ben de yerinden takip ediyordum. Mitingde konuşma yapan teşkilat Başkanı Vasili Yakemenko, kürsüden, “Bizi İkinci Dünya Savaşı’nda da istila edemediler, şimdi de edemeyecekler” diyordu.

Tören alanı, İkinci Dünya Savaşı gazileriyle doluydu. Bunlardan birine yaklaşıp ne düşündüğünü sorunca, “Ben, Komünist Parti üyesiyim. Bize, gazilerle ilgili bir etkinlik olacak deyip bizi Putin yanlısı gövde gösterisine getirdiler” demişti. Putin yönetimi, Büyük Zafer’in 75. yıldönümü kutlamalarından beklediği faydayı elde edebilecek mi ve dahası, koronavirüs salgınının toplumda iktidara karşı yarattığı tepkilerin üstesinden gelebilecek mi, bunu, 1 Temmuz referandumunda görmüş olacağız.