GÜNCEL
Giriş Tarihi : 28-04-2020 10:27

İlk öğrenci katliamı 28 Nisan’ı unutma!

Nâzım Hikmet’in “Beyazıt Meydanı’ndaki Ölü” şiirini pek çoğumuz biliriz de o dizelerin yazılmasına vesile olan kanlı olayı belli bir yaşın üstündekiler hariç bilenimiz pek azdır. Zira Yassıada Duruşmaları’nda yaşanan hukuk garabeti ve Menderes, Zorlu ile Polatkan’ın canice idamları 1960 öncesinde yaşanan sivil darbe uygulamalarının üstünü bir şal gibi örttü.

İlk öğrenci katliamı 28 Nisan’ı unutma!

 

BEYAZIT MEYDANI’NDAKİ ÖLÜ
Bir ölü yatıyor

on dokuz yaşında bir delikanlı

gündüzleri güneşte

geceleri yıldızların altında

İstanbu’da, Beyazıt Meydanı’nda.

Bir ölü yatıyor

ders kitabı bir elinde

bir elinde başlamadan biten rüyası

bin dokuz yüz altmış yılı Nisanında

İstanbul’da, Beyazıt Meydanı’nda.

Bir ölü yatıyor

vurdular

kurşun yarası

kızıl karanfil gibi açmış alnında

İstanbul’da, Beyazıt Meydanı’nda.

Bir ölü yatacak

toprağa şıp şıp damlayacak kanı

silâhlı milletimin hürriyet türküleriyle gelip

zaptedene kadar

büyük meydanı.

Nâzım Hikmet

Mayıs 1960

28 Nisan 1959’da İstanbul Üniversitesi önündeki Beyazıt Meydanı’nda “Hürriyet isteriz” diye gösteri yapan öğrencilerin üstüne atlı polislerin saldırması ve ateş açmaları sonucunda Orman Fakültesi öğrencisi Turan Emeksiz katledildi. İleri yaşlarında yakın dostum, ağabeyim olan Hukuk Fakültesi öğrencisi Hüseyin Onur ise aldığı yaralarla bir ayağındaki protezle yaşamak zorunda kaldı. O tarihe kadar pek çok öğrenci olayı olmasına karşın ilk kez polisin silahlı müdahalesi yaşanıyor ve bir öğrenci yaşamını yitiriyordu. 

Emeksiz’in katledildiği 28 Nisan öğrenci eylemlerini de “darbe çığırtkanlığı” olarak lanse ettiler. 

Darbe çığırtkanlığı olarak gösterilmek istenen 28 Nisan olayları öncesinde Türkiye’de nasıl bir atmosfer olduğunu kısaca özetleyelim. Sonra o günü anlatalım.

Basına ve muhalife baskı

Basının ve muhalefet partilerinin üzerinde korkunç bir baskı vardı. Kâğıt ve reklam tekelini elinde bulunduran iktidar, yayınlarını beğenmediği gazetelere kâğıt ve reklam vermeyerek cezalandırıyor, gazete ve dergiler daha matbaada iken toplatılıyordu. Basına süresiz kapatma cezaları veriliyor, muhalif basın mensuplarından cezaevine girmeyen parmakla gösteriliyordu.

DP iktidarının hışmına uğrayanlar sadece muhalif basın olmuyordu. Muhalefet liderleri ve milletvekilleri de baskıdan payını ziyadesiyle alıyordu. Millet Partisi lideri Osman Bölükbaşı hapse atılıyor, CHP lideri İnönü’nün illeri ziyareti yasaklanıyordu. Yeşilhisar’da olduğu gibi bazen güvenlik güçlerinin barikatıyla engellenmek istenen İnönü, Uşak ve Topkapı olaylarında olduğu gibi bazen de DP’lilerin taşlı sopalı saldırılarına maruz kalarak canını zor kurtarıyordu.

O dönemin yasakları da hayli kabarık bir liste oluşturuyordu. İnönü’yü çağrıştıracak her şey yasaktı mesela. Lozan’ın yıldönümünü anmak yasak. II. İnönü Zaferi’ni kutlamak yasak. Bu kadarla kalsa iyi. CHP Gençlik Kolları’nın bazı illerde kongre yapması yasak. Karikatür sergisi açmak yasak. Üniversite Talebe Cemiyetleri’nin geleneksel “Münazara Turnuvaları” yasak. Gerekçe her defasında aynı: “Nahoş olaylara sebebiyet vereceğinden yasaklanmasına...”

O dönemin atmosferini en iyi anlatacak örneklerden birinin gazete kupürünü aktaralım da nasıl bir Türkiye’de yaşandığını varın anlayın.

21 Nisan 1960 günkü Cumhuriyet gazetesinde yer alan küçük bir haber. Artık o kadar kanıksanmış ki olay gazetede küçük görülmüş. Haberin başlığı “CHP’liler siyasi faaliyetten gözaltında”. Haberin içeriği şöyle: “Evvelki gün CHP Zeytinburnu lokalinde siyasi toplantı yaptıkları iddiasıyla geç vakit Zeytinburnu Emniyet Amirliği’ne celp edilen CHP Zeytinburnu İlçe Başkanı Av. Vecdi Yarman ile 21 partili 1. Şube Müdürlüğü’ne götürülerek nezaret altına alındı. Dün sabah saat 10.00’da Zeytinburnu Karakolu’na götürülen 22 CHP’li burada ilk ifadeleri alındıktan sonra 11’er kişilik iki grup halinde Zeytinburnu Savcılığı’na sevk edildi. Gözaltına alınan CHP’liler duruşmada kendilerine atılı suçu reddederek itham edildikleri maddeye göre bir suç işlemediklerini ve siyasi bir toplantı da yapmadıklarını ifade ettiler.”

İSMET İNÖNÜ’YE CEZA
Bu yasaklar listesi ile yetinmeyen DP iktidarı, 18 Nisan 1960’ta bu kez “CHP ve Bir Kısım Basının Faaliyetlerini Tahkik Etmek” amacıyla “Tahkikat Komisyonu” kurdu. Ana muhalefet partisi CHP’nin ve DP muhalifi basının faaliyetlerini araştıracak “Tahkikat Komisyonu” hukukçulardan oluşmuyordu tabii. Komisyonun tüm üyeleri DP milletvekillerinden oluşturulmuştu. Mahkemeler, yargıçlar yerine iktidar partisi bu tetkiki yapacaktı. Komisyon, gazeteleri ve matbaaları kapatabilir, istediği kişiyi tutuklatabilir, TBMM’deki görüşmelere yayın yasağı getirebilirdi. Ancak aldığı bu kararlar hakkında yargıya itiraz yolu kapalıydı.

Tahkikat Komisyonu’nun yetkileri Meclis’te görüşülürken kürsüden yaptığı eleştiriler nedeniyle ana muhalefet partisi CHP Genel Başkanı İsmet İnönü’ye 12 oturum TBMM Genel Kurulu’na katılmama cezası verilmişti. Meclis’e girme yasağı dışında İnönü’nün yaptığı bu konuşmaya yayın yasağı da getirildi. Ancak CHP’nin yayın organı Ulus gazetesi bu konuşmayı yayımladı. Ulus’ta yayımlanan İnönü’nün konuşması teksirlerle çoğaltılarak CHP’li gençler tarafından bütün üniversitelere, öğrenci yurtlarına ve Anadolu’ya dağıtıldı.

FİTİLİ ATEŞLEYEN KONGRE
DP’nin bu istibdat yöntemleri özellikle de öğrenciler arasında infiale neden oluyordu. CHP İstanbul Gençlik Kolları yöneticisi ve daha sonra CHP İzmir İl Başkanı Sedat Akman’a göre, Türkiye’de, gençliğin DP iktidarına karşı infialine, Güney Kore’de öğrencilerin diktatör Sigman Ree’ye karşı ayaklanmaları esin kaynağı oluyordu.

28 Nisan olaylarının fitilini ateşleyen, Türkiye Milli Talebe Federasyonu’na (TMTF) bağlı İstanbul Tıp Fakültesi Talebe Cemiyeti’nin 27 Nisan 1960 günkü toplantısında yaşananlardı. Kongre, İstanbul Üniversitesi ana binasının karşısındaki Beyaz Saray Salonu’nda yapılıyordu. Eski Talebe Cemiyeti Başkanı Dr. Memduh Eren’in faaliyet raporunu okuması sırasında İnönü’den söz etmesi üzerine salonda bulunan polisler duruma müdahale ederek faaliyet raporunun okunmasını yarıda kestirmek istedi. Divan Başkanı Dr. Cemal Sarı, raporun okunmasını delegelerin oylarına sunarak yeniden okunmasını sağladı. 

Sözen ve arkadaşlarının isteği

Tıp Fakültesi öğrencilerinden Nurettin Sözen, Kemal Alemdaroğlu, Sedat Akman ve Ali Babaoğlu divana bir önerge vererek Güney Kore’de Ree diktatörlüğüne karşı mücadele veren öğrencilere “Türk gençliği demokrasi mücadelenizde sizi desteklemektedir” yazan bir dayanışma telgrafı gönderilmesinin oylamaya sunulmasını istedi. Salonda bulunan dönemin ünlü polis şefi Bumin Yamanoğlu ve yanındaki polisler hemen atılarak divana verilen yazılı önergeye el koydu. Kürsüde konuşan Tıp Fakültesi öğrencisi Yüksel Burgutoğlu, DP’nin emirlerini yasaların üzerinde gören polis müdürü Bumin Yamanoğlu’nun bu davranışını eleştirince polislerle öğrenciler arasında arbede çıktı. Gaz ve cop kullanan polis salonu boşalttı ve kongre yarım kaldı, Divan Başkanı Cemal Sarı, eski Tıp Talebe Cemiyeti Başkanı Dr. Memduh Eren ve kürsüde polisin tavrını eleştiren Yüksel Burgutoğlu gözaltına alındı.

CHP Gençlik Kolları ile birlikte İstanbul Üniversitesi bünyesindeki tüm talebe cemiyetlerine üye gençler gece boyunca uyumayıp yurtları dolaşarak ertesi gün, yani 28 Nisan günü Tahkikat Komisyonu Kanunu’nun protesto edileceği toplantıyı duyurdular. Duyuru sadece İstanbul Üniversitesi öğrencilerine yönelik değildi. İTÜ fakültelerine de duyuru yapıldı.

POLİS SALDIRISI ÖĞRENCİLERİ GALEYANA GETİRDİ
Ertesi sabah Hukuk Fakültesi 1. sınıf amfisi tıklım tıklım doluydu. Hukuk Fakültesi öğrencisi Nuri Yazıcı, kürsüde ateşli bir konuşma yaptı. Yazıcı, konuşmasında “Tahkikat Komisyonu hâkim ve savcıların yerini almıştır. Hukukun katledildiği bir yerde hukuk okumak istemiyorum” dedikten sonra herkesi üniversite bahçesindeki Atatürk Anıtı önünde toplanmaya çağırdı. Bahçede, anıt önünde toplanan gençler İstiklal Marşı’nı okurken bir polis cipi süratle öğrencilerin arasına daldı. Ünlü polis şefimiz Bumin Yamanoğlu, Mehmet Bal, ekip şefi Muzaffer Tunçbilek ve Şişli Emniyet Amiri Zeki Şahin öğrencileri coplayarak gözaltına alıyordu. Üniversite Rektörü, öğrencilerini polisin gazabından korumak için polis şeflerinin yanına gitti. Şişli Emniyet Amiri Zeki Şahin, Rektör Sıddık Sami Onar’ın yakasına yapışarak “Bu serserileri siz kışkırtıyorsunuz” diye çıkıştı. Zeki Şahin’in yakasından tutup sarstığı Rektör Sıddık Sami Onar yere yığıldı ve düşme sonucu yaralandı. Gömleği kanlanan rektörü yerden karga tulumba kaldıran polisler, onu da öğrencileriyle birlikte gözaltına alarak vilayete götürdü.

Polisin acımasızca saldırısı gençliği galeyana getirdi. Üniversite bahçesinden polis barikatını yararak Beyazıt Meydanı’na aktılar. 

Emeksiz’i katlettiler

Beyazıt Meydanı’nda protestolarını sürdüren binlerce gencin üzerine atlı polisler atlarını doludizgin sürerken diğerleri de gerçek kurşunla gençlerin üzerine ateş etmeye başladılar. Orman Fakültesi öğrencisi 19 yaşındaki Turan Emeksiz, polis kurşunuyla yaşamını yitirdi. Hukuk Fakültesi öğrencisi Hüseyin Onur, aynı fakülteden Cengiz Ballıkaya ve Kenan Özten, Tıp Fakültesi öğrencisi Mevlüt Kurtoğlu ile İdari İlimler Fakültesi öğrencisi Hüseyin Irmak da polis kurşunuyla yaralandılar. Hüseyin Onur’un durumu ağırdı ve sürekli kan kaybediyordu. Üniversite hastanesine kaldırılan Hüseyin Onur, sağ bacağı kasığından kesilerek kurtarıldı. 

Çıkan olaylar üzerine öğleden sonra örfi idare (sıkıyönetim) ilan edildi. 28 Nisan olayları yurt çapında yankı yaptı. Bir gün sonra da Ankara’da Mülkiyeliler protesto gösterilerine başladılar. Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni saran polisin açtığı ateşle fakülte binası delik deşik oldu.

Protestolarda Emeksiz yaşamını yitirirken Hüseyin Onur, Cengiz Ballıkaya, Kenan Özten, Mevlüt Kurtoğlu ve Hüseyin Irmak polis kurşunuyla yaralandı.