EĞİTİM
Giriş Tarihi : 06-10-2019 00:23   Güncelleme : 06-10-2019 00:26

Marx’ta Negatif Kavram Olarak İdeoloji

     Napolyon’la beraber itibar yitiren ideoloji kavramı, Karl Marx ve Auguste Comte ile birlikte yeni içerikler kazanarak tekrar tarih sahnesine çıkmıştır (Giddens, 2005:354). İdeolojinin tekrar gündeme gelmesindeki ağırlıklı pay Marx’a aittir (Özbek, 2000:47). Marx’ın kuramsal çalışmaları kapitalizmin gelişimini ve siyasal-sosyal devrimleri anlamaya ve toplumu değiştirmeye yönelikti (Bottomore, 2002:129). Marx, eserlerinde, net bir ideoloji tanımlaması yapmadı. Onun özel olarak ideoloji üzerine yazdığı bir metin bulunmamaktadır. Marx’ın ‘erken dönem’ eserleriyle ‘geç dönem’ eserlerindeki ideoloji yaklaşımı arasında çelişkiler, en azından farklılıklar bulunduğunu iddia edebilmesinin nedenlerinden biri belki de bu durumdur. Bu bağlam içinde ideoloji anlayışı, ilkin bilim/ideoloji karşıtlığını, yani bir tür yanılsama ya da çarpık bilinç durumunu ifade eder. Şerif Mardin, Marx’ın ideoloji kavramını “yanlış fikir” anlamında kullandığını söyler, Mardin’e göre, “Alman İdeolojisi adındaki kitabında bu yanlılığın, devrinin Alman düşünürlerini ne kadar etkilediğini göstermeye” çalışmıştır  (Mardin, 2003:72).

Marx’ta Negatif Kavram Olarak İdeoloji



     Marx Alman İdeoloji’sinde bir ideoloji kavramı geliştirmez; Fransız ideologlarının felsefesini Almanya’ya uyarlayan Bauer, Stirner gibi “Yeni Hegelci” düşünürlerin eleştirisini yapar. Marx’ın görüşüne göre, felsefi idealizm insan durumunun gerçek belirleyicilerini ve insan eyleminin gerçek kaynaklarını bulandırmakta, gerçekten önemli olan soruyu felsefi gündemden uzaklaştırmaktadır (Baumann, 1996:129). Marx ideolojinin negatif anlayışını ortaya koymuştur, buna göre ideoloji yanlış bilginin ya da yanılsamalı düşüncenin bizzat kendisidir (Çoban, 2011:24).
    Marx ideoloji ile ilgili şunları söylemektedir: “Fikirlerin, anlayışların, ve bilincin üretimi, her şeyden önce doğrudan doğruya insanların maddi faaliyetine ve karşılıklı maddi ilişkilerine, gerçek yaşamın diline bağlıdır. İnsanların anlayışları, düşünceleri, karşılıklı zihinsel ilişkileri, bu noktada onların maddi davranışlarının dolaysız ürünü olarak ortaya çıkar. Bir halkın siyasal dilinde, yasalarının, ahlakının, dininin, metafiziğinin vb. dilinde ifadesini bulan zihinsel üretim için de aynı şey geçerlidir. Sahip oldukları anlayışları, fikirleri, vb. üretenler insanların kendileridir, ama bu insanlar, sahip oldukları üretici güçlerin belirli düzeydeki gelişmişliğinin ve bu gelişkinlik düzeyine tekabül eden -ve alabilecekleri en geniş biçimlere varıncaya kadar- karşılıklı ilişkilerinin koşullandırdığı gerçek, faal insanlardır. 
     Bilinç hiçbir zaman bilinçli varlıktan başka bir şey olamaz ve insanların varlığı, onların gerçek yaşam süreçleridir. İnsanlar ve sahip oldukları ilişkiler tüm ideolojilerinde sanki camera obscura' daymış [karanlık oda. -ç.] gibi baş aşağı çevrilmiş bir biçimde görülüyorsa, nesnelerin gözün, ağtabakası üzerinde ters durmalarının onların dolaysız fiziksel yaşam süreçlerinin yansıması olması gibi, bu olgu da, insanların tarihsel yaşam süreçlerine aynı şeyin olmasından ileri gelmektedir” (Marx, 2004:42). Marx burada gerçekliğin ters çevrimine değinerek ideolojinin gerçekliğin bir çarpıtılması olduğunu net bir şekilde vurgulamaktadır. Ters dönmüş imge metaforu ve ayna imgesi insanların kendi çıkarlarını ‘çarpık bilinç’ yüzünden başka yerlerde aramalarına neden olmaktadır. Eagleton, Marx’ın bu yaklaşımında, ideoloji kavramının insan öznelliğinin oluşumundaki etkin bir güç olmaktan çok, zaten oluşmuş bir öznenin gözünün önünde yatanı kavramasını önleyen bir maske veya perde olarak anlaşıldığını belirterek eleştirir: “Bu tür bir görüş, içerdiği kısmi hakikat her ne olursa olsun, ideolojik oluşumların gerçek gücünü ve karmaşıklığını açıklamaktan uzaktır” (Eagleton, 1996:131). Marx’a atfedilen ideolojinin “yanlış bilinç” olarak kullanımı Marx’a ait değildir, Engels’in sözüdür. Engels, 1893’te Franz Mehring’e yazdığı bir mektupta ideolojiden bir yanlış bilinç süreci olarak söz eder, “faili harekete geçiren somut güdüler kendisine yabancı kalır, aksi takdirde burada bir ideolojik süreç olmazdı. Bundan dolayı da kendine yanlış veya görünüşte kalan güdüler yakıştırır” (Aktaran Eagleton, 1996:131). Engels bu satırlarda ideolojiyi psikolojideki rasyonalize etme anlamına yakın kullanmaktadır: “Engels’in anlatmak istediği, rasyonalize etme  sürecinde  gerçek  güdünün,  görünüşteki  güdüye  karşı  konumunun,  daha  önceki  modelde  
“gerçek  yaşam  süreci” nin  yanıltıcı fikir karşısındaki konumuyla aynı olduğudur” (Eagleton, 1996:131).
     Marx 1859 yılında “Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı” da ideoloji kavramını alt yapının belirlediği üst yapı kurumlarını anlatmak için kullanmıştır. Ekonomik alt yapıya, üretim ilişkilerine sahip olan egemen sınıf, kendi düşüncesini tüm kesimlerin düşüncesi haline getirmek için ideolojiden yararlanır, şeklinde yalınlaştırılabilecek bu yaklaşıma göre, yöneten sınıfın düşünceleri her dönemde hakim düşüncelerdir, yani toplumun maddi güçlerini yöneten sınıf aynı zamanda entelektüel güçlerini de yönetir. Maddi üretim güçlerini kendi elinde tutan sınıf aynı zamanda zihinsel üretimi de denetlemektedir (Alemdar ve Erdoğan, 2010:240).
     Marx alt yapı ile üst yapının ilişkisini “Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı” da şöyle anlatmıştır: İktisadi temeldeki değişme, kocaman üstyapıyı, büyük ya da az bir hızla altüst eder. Bu gibi altüst oluşların incelenmesinde, daima, iktisadi üretim koşullarının maddi altüst oluşu ile -ki, bu bilimsel bakımdan kesin olarak saptanabilir-, hukuki, siyasal, dinsel, artistik ya da felsefi biçimleri, kısaca, insanların bu çatışmanın bilincine vardıkları ve onu sonuna kadar götürdükleri ideolojik şekilleri ayırt etmek gerekir. Nasıl ki, bir kimse hakkında, kendisi için taşıdığı fikre dayanılarak bir hüküm verilmezse, böyle bir altüst oluş dönemi hakkında da, bu dönemin kendi kendini değerlendirmesi göz önünde tutularak bir hükme varılamaz; tam tersine, bu değerlendirmeleri maddi hayatın çelişkileriyle, toplumsal üretici güçler ile üretim ilişkileri arasındaki çatışmayla açıklamak gerekir (Marx, 1993:23-24).
     Marx ve Engels’in ideolojiyi negatif bir kavram olarak kullanmalarının etkisi toplumsal çalışmalarda oldukça uzun zaman sürdürmüştür. “Engels’in Marx’ı yorumunda ve bundan sonra da Marksizm’in içerisinde yer alan birçok yönelimde ideolojiler ‘yanlış bilinç’in biçimleridir, yani popüler ancak yanıltıcı inançların statükoyu meşrulaştırmak ve işçilerin gerçek sosyoekonomik durumlarını gizlemek için yöneten sınıf tarafından aşılanmasıdır” (Dijk, 2003:16). Bu olumsuz anlam daha sonra farklı bir içerik kazanmasına rağmen “çok yakın zamana kadar bu olumsuz ideoloji kavramı –yani baskın grupların kendilerine hizmet eden düşünce sistemleri- geçmişte geleneksel olarak, gerçeğin ve bilimsel bilginin karşısında kullanılmış olan sosyal bilimlerde yaygınlaşmaktadır” (Dijk, 2003:16).

NELER SÖYLENDİ?
@
NAMAZ VAKİTLERİ
PUAN DURUMU
  •   Takım P O
  • 1 Alanyaspor 14 7
  • 2 Sivasspor 12 7
  • 3 Trabzonspor 12 7
  • 4 Konyaspor 12 7
  • 5 Fenerbahçe 11 7
  • 6 İstanbul Başakşehir 11 7
  • 7 Antalyaspor 11 7
  • 8 Gaziantep FK 11 7
  • 9 Yeni Malatyaspor 10 7
  • 10 Galatasaray 10 7
  • 11 Göztepe 9 7
  • 12 Beşiktaş 8 7
  • 13 Denizlispor 8 7
  • 14 Çaykur Rizespor 8 7
  • 15 MKE Ankaragücü 8 7
  • 16 Kasımpaşa 7 7
  • 17 Gençlerbirliği 3 7
  • 18 Kayserispor 3 7
HAVA DURUMU
Gazete Manşetleri
Yol Durumu
E-GAZETE
Müjde Ar, Foto Galeri
ANKET OYLAMA TÜMÜ
GÜNÜN KARİKATÜRÜ
Müjde Ar, Foto Galeri
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA