GÜNCEL
Giriş Tarihi : 12-09-2019 09:23   Güncelleme : 12-09-2019 09:23

İradesi kırılmış bir toplum hedefi ve 12 Eylül darbesi

78’liler Derneği Başkanı Celalettin Can, Cumhuriyet'e yazdı.

İradesi kırılmış bir toplum hedefi ve 12 Eylül darbesi

 

Darbecilerin temel amacı demokratik bir şal altında darbe rejimini kurumsallaştırmaktı. Kısacası bir “Ulusal Güvenlik Devleti” olmaktı. Bunu bir bakıma başardılar. Demokrasi ve özgürlük fikirlerinin geliştiği 70’li yıllarda toplumun bir kesimini “iç düşman” kabul ettiler. Tek boyutlu bir kimlik dayattılar. Kendi toplumsal ve kültürel kimliklerini savunan farklı kesimler cezalandırdılar. Milliyetçi-İslamcı görüşlerin önünü açtılar. Pentagon’un Ulusal Güvenlik Devleti, Türkiye’deki derin tarihsel köklere sahip tutucu, bürokratik, milliyetçi devlet geleneği ile örtüştü. Aslında böyle bir doktrin olmasa da Türkiye’deki sistem bunu yaratacak tarihsel ve toplumsal potansiyele fazlasıyla sahipti. Onlara göre, özgürlükçü ve eşitlikçi bir dünya inşa etmeye çalışan gençler, partililer, dernek mensupları birer kanser hücresiydi. Neşter vurulmalıydı. Etnik temizlik yapar gibi, toplumsal temizlik yapılabilirdi. Bu temizliğin asıl hedefi olan toplumu, öncülerinden, aydınlarından arındırma ve istedikleri “köle kişiliğini” vermekti. Bu amaçla cezaevleri, toplumun ileri kesimlerini düşmanın arka bahçesi olarak gören yaklaşımların deney alanı yapıldı. Yüz binlerce siyasi tutuklu bu deneyin kobayları olarak görüldü. 1976 Arjantin darbesi, tüm dünyada “kayıplar” olgusunu hayata geçirirken, aynı yolu 12 Eylül darbecileri de izledi. Darbeciler, ırkçı Güney Afrika’dan da, 90 gün hâkim önüne çıkmadan gözaltı uygulamasını ithal etti. Tutukluluk hücreleri, Gestapo sorgu merkezlerinden, askeri cezaevleri ise, Nazi toplama kamplarında farksızdı. Darbecilerin projesi sadece siyasi değil, ekonomik, toplumsal ve kültürel bir projeydi. Daha eşitlikçi, insani, dayanışmaya dayalı değerlerin yerine, benmerkezci ve ekonomik çıkarlara dayalı bir değerler sistemi konuldu. Yeni bir insan tipi geliştirildive topluma “başarı” örneği olarak sunuldu. Tek ölçünün para oluşu, Türkiye’yi kara para cennetine dönüştürdü. Klasik kapitalizmin üretime yönelik yapılanması gözden düştü. Para ile para kazanmak varken, üretim gibi zor ve sorunlu işlerle uğraşmaya gerek kalmıyordu. Böylece üretken toplum anlayışı yerine, tüketici toplum anlayışı geçti. Bu anlayış, sadece toplumun varlıklı kesimlerini değil, giderek yoksul kesimlerini de etkisi altına aldı; sömürü tüketime kaydı. 12 Eylül sonrası gençlik ise, bu değerlerin kuşatması altında yetişti. Darbeciler ekonomik gelişmeye katkı olarak sunulan yüksek faizli dış kredileri, yolsuzlukları, denetimsiz devlet erki aracılığıyla pastadan pay kapmayı, bir kural haline getirdi. Siyaset yapma ile çıkar sarmalları iç içe geçti. Hiçbir siyasal parti buna karşı direnmedi. Siyaset çürüdü. Çürüyen siyaset, 12 Eylül’ün otoriter, denetim dışı yapılanmasına daha da sarılmasını getirdi. Çürüme, sonunda tüm kurumları sarmalı içine aldı. Yozlaşma sınırı tanımayan böyle bir kültüre karşı, toplumun bazı kesimleri, solun bastırıldığı bir ortamda, muhalif seçenek olarak dinci düşüncelere daha fazla sarıldı. Siyasal alanda yurttaşlık bilincini dışlayan 12 Eylül rejimi, sendikaları kapattı. Emekçileri örgütsüzleştirdi, Emekçiler adeta kölelik ücretine razı edildi. Çünkü 12 Eylül topluma bir deli gömleği giydirme operasyonu ve yeni sağın neoliberal politikalarını hayata geçirme aracıydı.

Sivil/demokratik rejime geçilmedi

1983’te yapılan sözde bağımsız ve serbest seçimlerden sonra oluşan “sivil! hükümetler”, Milli Güvenlik Rejimi çerçevesinde iktidarı darbe rejimiyle bölüşmeye razı oldular. Sivil yönetimler MGK’nin sistem içinde oynadığı role hiç itiraz etmemekle, Hükümet ortağı konumuna getirilen yeni durumunu meşrulaştırdılar. Böylece 12 Eylül rejiminin kalıcılaşmasına en büyük katkıyı sundular. Darbecilerin halkın ilerici kesimlerine ve muhalefete karşı uyguladığı ölçüsüz şiddetin yanıtı, 1984’ten sonra patlak veren “Kürt savaşı” oldu. Kimilerine göre bu savaşın ana kaynağı darbeden sonra inanılmaz vahşetin uygulandığı Diyarbakır cezaeviydi. Mamak, Metris ve Türkiye’nin her yanına yayılan sayısız askeri cezaevinde inanılmaz bir şiddet uygulandı. Bunlar kayda bile geçmedi. Toplumun her kesiminin payını aldığı bu resmi şiddet dalgasına karşı toplumsal muhalefetin bir direniş ve dayanışma hattı oluşturamama zafiyeti sonunda, sahneye itaatkâr, sessiz her şeyi kabul etmeye hazır bir toplum modeli çıktı. Bu tablo, sözde sivil yönetime geçildikten sonra da kırılamadı. Muhalif kesimlerin parça parça, birbirinden bağımsız olarak geliştirmeye çalıştıkları yeni örgütlülükler ise, ölçüsüz ve yok edici şiddet ile karşılaştı.

Cunta anayasası

Darbeciler toplumsal muhalefete karşı her türlü önlemi alarak, en tutucu ve militer hukukçularına dünyanın en otoriter ve anti demokratik anayasasını hazırlattılar. Yüzlerce yasa, binlerce kanun ve yönetmelik buna göre düzenlendi. Darbeciler Türkiye’yi hedef aldığı “Avrupa tipi demokrasi” yolundan saptırarak, ABD’nin arka bahçesi olan bir dizi ülke arasına kattı. Solu ülkenin siyasal gündeminden düşürdü. Solun olmadığı bir ülkede demokrasi sağlıklı ve işleyen bir demokrasi olamazdı. Sol en azından toplumun vicdanıydı. Solun zayıf düştüğü bir toplumda vicdan problemi yaşanırdı…

Siyasal İslamın önünü darbeciler açtı

Siyasal İslamın önü zaten 1980’li yılların başında Sovyet sistemini kuşatma stratejisini uygulayan ABD tarafından açılmıştı. 12 Eylül cuntası ise, tüm modernist ve “Atatürkçü” söylemine karşın, gerçekte ABD’nin “Yeşil Kuşak” politikasına eklemlenerek, “Türk-İslam sentezi” ismi verilen ve özünde milliyetçi ve İslamcı bir dokuya sahip ideolojiyi bütün topluma dayattı. Artık, rejim cumhuriyetçi, laik, demokratik ve sosyal bir hukuk devleti değildi. Türkçü ve İslamcıydı.

Darbeciler yargılansın!

“Demokrasiyi koruma” adına yapılan darbelerden hiçbir zaman güçlü bir demokrasi doğmamıştır. Türkiye bu konuda bir istisna olmamıştır. 12 Eylülcülerin yargılanmayışı, bu coğrafyada insanlığa karşı işlenmiş suçların yargılanmayışının da sonuçlarından biri oldu. 12 Mart’ın yargılanmayışının sonucu, 12 Eylül’ün yargılanmaması oldu. 12 Eylül’ün yargılanmayışının ürünü ise 15 Temmuz darbe girişimi ve tekçi rejimin OHAL ve KHK’ler üzerinde inşa edilmesi oldu. Aradan ne kadar zaman geçerse geçsin darbeleri engellemenin yolu, Yunanistan örneğinde olduğu gibi cuntacıların yargılanması, yeni bir “Toplumsal Sözleşme” ve demokrasidir. Darbecilerle toplumsal suç ortaklığının mahkûm edilmesidir. Türkiye toplumunun yıllardır kararan vicdanının aydınlanmasıdır. Darbecilerle hesaplaşmayan bir toplum, darbe üstüne darbe yemeye mahkûmdur.


 
CELALETTİN CAN

78’liler Derneği Başkanı

NELER SÖYLENDİ?
@
NAMAZ VAKİTLERİ
PUAN DURUMU
  •   Takım P O
  • 1 Sivasspor 33 15
  • 2 Beşiktaş 27 15
  • 3 Trabzonspor 26 14
  • 4 İstanbul Başakşehir 26 14
  • 5 Fenerbahçe 25 15
  • 6 Galatasaray 24 15
  • 7 Yeni Malatyaspor 23 15
  • 8 Alanyaspor 23 15
  • 9 Göztepe 20 15
  • 10 Gaziantep FK 20 15
  • 11 Denizlispor 18 14
  • 12 Gençlerbirliği 17 15
  • 13 Çaykur Rizespor 17 15
  • 14 Kasımpaşa 15 15
  • 15 Konyaspor 14 14
  • 16 Antalyaspor 13 15
  • 17 Kayserispor 10 15
  • 18 MKE Ankaragücü 10 15
HAVA DURUMU
Gazete Manşetleri
Yol Durumu
E-GAZETE
Müjde Ar, Foto Galeri
ANKET OYLAMA TÜMÜ
GÜNÜN KARİKATÜRÜ
Müjde Ar, Foto Galeri
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA